|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
HARBE GİRMEYİZ, AMA...
“Necip
Fâzıl” anlatır: Bindokuzyüz kırkbir’de,
Ben, yazı
yazıyordum gazetenin birinde.
İkinci
dünyâ harbi patladığı zamanlar,
Hattâ
sınırımıza dayanmıştı Almanlar.
Bir an
meselesiydi harbe iştirâkimiz.
“Muhakkak”
gözü ile, bakıyorduk buna biz.
Günlük
yazılarımda bunu savunuyordum.
(Muhakkak
biz de harbe gireceğiz) diyordum.
Çünkü
hâdiselerin seyrinde öyle bir hâl,
Vardı ki,
bize göre, yoktu başka ihtimâl.
"Efendi"nin
yanına gitmiştim o günlerde.
Bunu
savunmuş idim, o mübârek yerde de.
Beni, büyük
sabırla dinleyip o büyük zât,
Sonra da
bana bakıp, buyurdu ki o sâat:
(Hayır,
harbe girmeyiz, yanlış bu düşünceler.
Fakat
pahalılık ve yokluk gelir bu sefer.)
Zaman
sonra, hepimiz gördük ki hakîkaten,
Buyurdukları gibi vukûa geldi aynen.
Harbe
girmedik ama, geldi bir pahalılık.
Öyle ki,
halkın gücü kalmadı buna artık.
Benim o
tahmînlerim “Boş” çıktı tamâmiyle.
O zâtın
buyurduğu, vâki oldu ayniyle.
Hak teâlâ
veriyor onlara bu bilgiyi.
Onlar da,
bu bilgiyle görüyor ileriyi.
Onun
sevdiklerinden var idi ki “Cevat Bey”,
Onun dahî
başından geçmişti şöyle bir şey:
Kendisi
anlatıyor: Sakarya savaşında,
Ben dahî
üsteğmendim bir birliğin başında.
Ric'at emri
verilmiş, ordu çekiliyordu.
“Ankara
boşalıyor” haberi geliyordu.
"Efendi",
bu fakîre buyurdu ki o vakit:
(Cevat,
âcil olarak hemen Ankara’ya git!
Ordu
komutanına çık ve de ki o zaman:
Beni, kendi
hâlinde gönderdi bir müslümân.
Dedi ki,
"Göstersinler biraz daha metânet.
En son
bizim olacak elbet muvaffakıyet.")
(Peki
Efendim!) deyip, ben gittim Ankara’ya.
İlettim bu
haberi vazîfeli paşaya.
O müjdeyi
alınca, memnun oldu begâyet.
Ve ric'atı
durdurup, daha çok etti gayret.
Ben de
gidip, bilfiil katıldım ordumuza.
Harbe girip
savaştım, sonra omuz omuza.
Yara alıp,
savaştan çıktım gâzi olarak.
Bize çok
yardım etti, bu harpte cenâb-ı Hak.
O büyük
evliyânın buyurdukları gibi,
Harpte
muvaffakıyyet, bizim oldu tabii.)
Yâ Rabbî,
çok sevdiğin bu "Velî" hürmetine,
Kavuştur
bizi onun hâlis muhabbetine.
|