|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
SULTÂN’IN DÂVETİ
"Abdülhakîm
Efendi", Beşiktaş Sinanpaşa,
Câmiinde
va’z edip, çıkarken dışarıya,
Baktı, kapı
önünde, bir saray arabası.
Kibâr bir
Bey yaklaşıp, şu oldu ona arzı:
(Sultân
Vahîdeddîn Hân, size selâm ediyor.
Ve sizi,
iftâr için saraya çağırıyor.)
Sultânın
gönderdiği husûsî arabaya,
Binerek,
iftâr için teşrîf etti saraya.
İstanbul’un
en mümtâz hoca, vâiz, imâmı,
O iftâr
yemeğine çağrılmıştı tamâmı.
Çok
mükellef bir yemek yenildikten sonra da,
Sermuhâsip,
şunları arz etti o arada:
(Sultân,
bilcümlenize önce selâm ediyor.
Sonra da,
şu husûsu istirhâm buyuruyor.
Şu an
düşmana karşı, bütün Anadoluda,
Çarpışan
halkımıza ediniz hayır duâ.
Kuva-yı
milliye'nin gâlip gelmesi için,
Müstecap
duânızı bekliyor hepinizin.
Halkı
teşvîk ediniz, millî mücâdeleye.
Ki, eli
silâh tutan, koşup gitsin cepheye.
Para ve
silâhca da, Kuva-yı milliye'yi,
Takviye
etmek için, teşvîk edin milleti.
Bu düşman
işgâlinden, vatanın kurtulması,
Husûsunda,
sultânın budur sizden ricâsı.)
"Abdülhakîm
Efendi", sarılıp bu dâvâya,
Çok insan
göndermiştir, o gün Anadolu’ya.
Sultân
Vahîdeddîn Hân, Topkapı sarayında,
Hırka-i
seâdeti ziyâreti ânında,
“Yanında
olsun” diye, gönderip birisini,
Dâvet etti
saraya Hakkın bu "Velî"sini.
Diğer ileri
gelen devlet adamlariyle,
Bir çok din
adamı da, mevcut idi hâliyle.
"Abdülhakîm
Efendi", bu dâvete icâbet,
Buyurarak,
saraya teşrîf etti nihâyet.
Yanına,
yardımcısı “Şâkir Efendi”yi de
Alarak
gelmişti ve bekliyordu geride.
Biraz
sonra, pâdişâh "Sultân Vahîdeddîn Hân",
Gelip geçti
vakarla, cemâat arasından.
Hırka-i
seâdetin bulunduğu odanın,
Kapısına
gelince, duruverdi ansızın.
(Abdülhakîm
Efendi nerededir?) deyince,
Herkes,
birbirlerine bakıştılar hemence.
Kimse
tanımıyordu bu isimde birini.
Sorarak,
gerilerde buldular kendisini.
Herkes yol
açıyordu bu “Allah adamı”na.
Teşrîf etti
birazdan, pâdişâhın yanına.
Bir "Dünya
sultânı"yla, bir "Âhiret sultânı",
Sultân-ül
Enbiyâ'nın mübârek hırkasını,
Ziyâret
etmek için, içeriye girdiler.
Büyük bir
hürmet ile, ziyâret eylediler.
Sultân
Vahîdeddîn Hân, “Teberrük olsun” diye,
Herkese,
birer mendil o gün etti hediye.
Abdülhakîm
Efendi hazretlerine dahî,
Bir değil,
iki mendil vermişti bizâtihî.
Vaktâ ki
sona erdi bu mübârek ziyâret,
O, "Şâkir
Efendi"nin yanına etti avdet.
O ikinci
mendili ona verip o zaman,
Buyurdu ki:
(Bunu da, gönderdi sana sultân.)
|