|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
ÎTİRÂZ ETME BİZE
"Abdülhakîm
Efendi", sevdikleriyle bâzan,
Deniz
sâhillerine giderdi zaman zaman.
"Rumeli
kavağı" ve "Altın kum" sâhiline,
Veyâhut
giderlerdi bâzan "Beylerbeyi"ne.
Vapurun üst
ve arka kısmında otururdu.
Karşısına,
sevdiği birini oturturdu.
İslâmın
timsâli'ydi mübârek vücutları.
Hiçbir
hâli, olmazdı kıl kadar dinden ayrı.
Bir gün
teşrîf ettiler, yine Beylerbeyi'ne.
Oturdular
sâhilin tenhâca bir yerine.
Sohbet
ettikten sonra, biraz da serinlemek,
Maksadıyla,
denize girmişti ki mübârek,
O sırada
bir kişi, uzaktan gördü onu.
Tanıdı
büyük "Âlim" ve "Velî" olduğunu.
Îtirâz etti
fakat, bu hâline o kimse.
Düşündü ki:
“Evliyâ, hiç girer mi denize?”
O kimsenin
kalbine gelince bu îtirâz,
Girdi onun
içine bir sıkıntı ve maraz.
Öyle
düşündüğüne, duydu büyük nedâmet.
Ve özür
dilemeye karar verdi nihâyet.
Mahcûbiyet
içinde, mübârek huzûruna,
Gitti,
fakat hiçbir şey demeden henüz ona,
O velî,
kendisine buyurdu ki: (Ey kimse!
Yanlış
düşünüyorsun, îtirâz etme bize.)
Bir kısım
câmilere giderek bu büyük zât,
İlim,
hikmet saçardı ederek hep nasîhat.
Bir kişi
duydu onun böyle vâz ettiğini.
Dinlemek
arzu etti, gidip onun dersini.
Öğrenmek
istediği vardı ki mes'eleler,
Onları, bir
kâğıda yazdı hep birer birer.
Hepsi “On
husus” idi, yazıp koydu cebine.
Ve geldi
namâz vakti, Bâyezid câmiine.
Maksadı,
dersten sonra, görüp o büyük zâtı,
Sorup
öğrenmek idi bu dînî husûsâtı.
Câmiye
girdiğinde, gördü ki tam o sâat,
O, kürsîye
oturmuş ediyordu nasîhat.
Girip de
oturunca câminin gerisine,
"Abdülhakîm
Efendi" ara verdi dersine.
Buyurdu ki:
(Bu dinde, var ki bâzı hususlar,
Bâzıları
bunları öğrenmek istiyorlar.
O dînî
hususlardan, birincisi şöyledir.
Onun,
dînimizdeki cevâbı da böyledir.
İkincisi
şu olup, şöyledir cevâbı da.)
Böyle îzâh
etti hep, onların onunu da.
Onun merak
ettiği on din mes'elesini,
Söyleyip,
birer birer îzâh etti hepsini.
O suâl ve
cevaplar bulunca böyle hitâm,
Buyurdu: (Dersimize
edelim şimdi devâm.)
İşi
hallolmuş idi böylece o kişinin.
Lâkin
anlamamıştı hikmetini bu işin.
On suâl
daha yazıp, ertesi hafta yine,
Gelip
oturuverdi, câminin bir yerine.
"Abdülhakîm
Efendi" onları da tek be tek,
Söyleyip,
cevapladı uzun îzâh ederek.
Çıkarken,
buyurdu ki yaklaşıp o kimseye:
(Şimdi
vâkıf oldun mu bu yirmi mes'eleye?)
|