|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
BOŞA EMEK VERMEYİZ
“Ziyâ
Bey” var idi ki onun sevdiklerinden,
Pek çok
istifâdesi olmuştu kendisinden.
Öyle çok
severdi ki o bu zâtı ihlâsla,
Biraz
üzülmesine dayanamazdı aslâ.
Bunu,
üstâdı dahî gâyet iyi bilerek,
Üzüntülü
şeyleri duyurmazdı ona pek.
Tembîh
buyururdu ki o zaman ehibbâ’ya:
(Duyurmayın bu şeyi, sakın Ziyâ Ağa’ya.)
Bilseydi
üstâdının çünkü üzüldüğünü
O da,
teessüründen mahvolurdu o günü.
Maddî
durumu dahî olduğundan müsâit,
İhsânda
bulunurdu üstâdına çok vakit.
O “Allah
adamı”na pek çok ihsân ve ikrâm,
Yapıp,
teveccühünü kazanmıştı onun tam.
Türlü
vesîlelerle sevindirirdi onu.
“Âhiret
sermâyesi” bilirdi zîrâ bunu.
Abdülhakîm
Efendi, onun ihsânlarına,
Öyle çok
memnun olur, sevinirdi ki buna,
Mübârek
ellerini duâya kaldırarak,
Şöyle niyâz
ederdi Rabbine yalvararak:
Derdi ki: (Hazînende
ne varsa yâ ilâhî!
İhsân et
tamâmını Ziyâ kuluna dahî.)
İşte o, bu
"Velî"nin kavuşup himmetine,
Yükseldi
tasavvufun yüksek derecesine.
“Halk”
içinde “Hak” ile bulunurdu ki her an,
Onun
büyüklüğüne, bu idi büyük nişân.
"Abdülhakîm
Efendi", onu çok seviyordu.
Ona,
gayriden fazla ilgi gösteriyordu.
Meselâ
sohbetlerde, arabî kitaplardan,
Okutup,
îzâhını yapıyordu ardından.
Kitâbı, "Ziyâ
Bey"e okuturdu ekserî.
Bunu merak
ederdi bâzı talebeleri.
Bir gün,
bir tânesinin geldi ki hâtırına:
“Ne için
kitapları okutuyor hep ona?
Halbuki çok
değildir onun lisân bilgisi,
Benden
fazla değildir arabî, fârisîsi.
Zîrâ ben,
medresede okumuş olduğumdan,
Arabî
mâlûmâtım ileridir çok ondan.
Buna rağmen
sebep ve hikmeti ne ki acep,
Bana
okutmuyor da, ona okutuyor hep?”
O kişinin
kalbine gelince bu düşünce,
O büyük
evliyâyı rüyâda gördü gece.
Baktı, "Ziyâ
Bey" dahî otururdu yanında.
Hem de
“âlim sarığı” vardı onun başında.
Sohbet
ediyorlardı pek samîmî ve yakın.
Çekindi,
gidemedi yanlarına onların.
Abdülhakîm
Efendi, bu kimseye bakarak,
Buyurdu ki:
(Ey filân, bu fikirleri bırak!
Yanlış
ve zararlıdır bu şekilde düşünmek.
Zîrâ
biz, nâ-ehil'e vermeyiz boşa emek.)
Uyanıp,
pişmân oldu öyle düşündüğüne.
İnandı Ziyâ
Bey’in mânen üstünlüğüne.
Bir defâ da
"Ziyâ Bey", rüyâda üstâdını,
Görüp, öptü
mübârek elinin ayasını.
Sabahleyin
uyandı ve gitti huzûruna.
Elini öpmek
için, yaklaşınca yanına,
Elinin
ayasını uzatarak o "Velî",
Buyurdu: (Öp
şimdi de, gece öptüğün gibi.)
|