|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
AMELİYAT OLMADI, AMA...
Sevdiği
kimselerden "Sabri Bey" var idi ki,
O da, şu
hâdiseyi anlatır bizâtihî:
Bir gün
rahatsızlandım ve gittim hastâneye.
“Apandisit”
teşhîsi kondu muâyenede.
Bayrâm
olduğu için, yapmayıp ameliyat,
Bir başka
hastâneye sevkettiler o sâat.
Çıkıp, o
hastâneye gitmeden daha önce,
"Efendi"ye
uğrayıp, haber verdim hemence.
Ellerini
öpüp de oturunca, o derhâl,
Bana, (Sen
hasta mısın?) diyerek etti suâl.
(Evet)
deyip, gösterdim o ağrının yerini.
Tam onun
üzerine dokundurdu elini.
(Burası
mı?) diyerek, o yeri ovdu biraz.
Onun
bereketiyle gitti benden o maraz.
O, mübârek
elini dokununca o yere,
Apandisit
ağrısı kayboldu birden bire.
"Kırkbeş
sene" oluyor o günden îtibâren,
Apandisit
ağrısı görmedim bir daha ben.
Yine o
anlatır ki: Abdülhakîm Efendi,
Bir ara, "Teyemmüm"den
bana hep bahsederdi.
Hattâ
bizzât kendisi, bir tuğla getirerek,
Nasıl
olacağını gösteriyordu tek tek.
Ben de,
kendi kendime derdim ki: “Niye acep,
Efendi,
teyemmümü anlatıyor bana hep?
Teyemmüm, su olmıyan yerlerde lâzım olur.
Biz ise
şehirdeyiz, su her yerde bulunur."
Böyle kendi
kendime düşündümse de bunu,
Yıllar
sonra anladım ne için olduğunu.
Efendi
hazretleri göç etti bu dünyâdan.
Ve sonra “Otuz
sene” geçmişti ki aradan,
Ellerimde "ekzema"
ve "yaralar" çıktı hep.
Hattâ baş
parmağımı kestiler bundan sebep.
Doktorlar,
sıkı tembîh ederlerdi ki bana:
(Su
değdirmiyeceksin el ve parmaklarına.)
Sevdiklerinden biri, bir gün huzûrlarına,
Gelerek, şu
şekilde bir suâl sordu ona:
(Seyyid
Abdülkâdir-i Geylânî mi yüksektir?
İmâm-ı
Rabbânî mi? Merak eder bu fakir.)
Abdülhakîm
Efendi, cevâben o kimseye,
Başladı "Abdülkâdir
Geylânî"yi övmeye.
Buyurdu: (Gavs-ül
âzam idi ki bu büyük zât,
Ânında
yetişirdi istese her kim imdât.
Öyle çok
kerâmeti vardı ki onun hattâ,
Duâsıyla,
ölüyü döndürürdü hayâta.
Kendi
zamânındaki bilcümle evliyânın,
Fevkinde
bulunduğu, kesin idi bu zâtın.
Ve kıyâmete
kadar, her velî'ye "feyiz, nûr",
Onun
vâsıtasıyla erişir, vâsıl olur.
Mübârek
cemâlini görseydi biri elhak,
Allahü
teâlâyı hâtırlardı muhakkak.
"Dört
yüz kişi" yazardı va’zını muntazaman.
Birbirinin
sırtında yazarlardı çok zaman.)
Böylece bu
"Velî"den bahsedip uzun uzun,
Çok
kerâmetlerini anlattı önce onun.
Sonunda
buyurdu ki: (Bütün bunlara rağmen,
İmâm-ı
Rabbânî'nin âşıkıyım ama ben.)
|