ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

32 - SEYYİD ABDÜLHAKÎM EFENDİ    (Kuddise Sirruh)

AMELİYAT OLMADI, AMA...

 

Sevdiği kimselerden "Sabri Bey" var idi ki,

O da, şu hâdiseyi anlatır bizâtihî:

 

Bir gün rahatsızlandım ve gittim hastâneye.

Apandisit” teşhîsi kondu muâyenede.

 

Bayrâm olduğu için, yapmayıp ameliyat,

Bir başka hastâneye sevkettiler o sâat.

 

Çıkıp, o hastâneye gitmeden daha önce,

"Efendi"ye uğrayıp, haber verdim hemence.

 

Ellerini öpüp de oturunca, o derhâl,

Bana, (Sen hasta mısın?) diyerek etti suâl.

 

(Evet) deyip, gösterdim o ağrının yerini.

Tam onun üzerine dokundurdu elini.

 

(Burası mı?) diyerek, o yeri ovdu biraz.

Onun bereketiyle gitti benden o maraz.

 

O, mübârek elini dokununca o yere,

Apandisit ağrısı kayboldu birden bire.

 

"Kırkbeş sene" oluyor o günden îtibâren,

Apandisit ağrısı görmedim bir daha ben.

 

Yine o anlatır ki: Abdülhakîm Efendi,

Bir ara, "Teyemmüm"den bana hep bahsederdi.

 

Hattâ bizzât kendisi, bir tuğla getirerek,

Nasıl olacağını gösteriyordu tek tek.

 

Ben de, kendi kendime derdim ki: “Niye acep,

Efendi, teyemmümü anlatıyor bana hep?

 

Teyemmüm, su olmıyan yerlerde lâzım olur.

Biz ise şehirdeyiz, su her yerde bulunur."

 

Böyle kendi kendime düşündümse de bunu,

Yıllar sonra anladım ne için olduğunu.

 

Efendi hazretleri göç etti bu dünyâdan.

Ve sonra “Otuz sene” geçmişti ki aradan,

 

Ellerimde "ekzema" ve "yaralar" çıktı hep.

Hattâ baş parmağımı kestiler bundan sebep.

 

Doktorlar, sıkı tembîh ederlerdi ki bana:

(Su değdirmiyeceksin el ve parmaklarına.)

 

Sevdiklerinden biri, bir gün huzûrlarına,

Gelerek, şu şekilde bir suâl sordu ona:

 

(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî mi yüksektir?

İmâm-ı Rabbânî mi? Merak eder bu fakir.)

 

Abdülhakîm Efendi, cevâben o kimseye,

Başladı "Abdülkâdir Geylânî"yi övmeye.

 

Buyurdu: (Gavs-ül âzam idi ki bu büyük zât,

Ânında yetişirdi istese her kim imdât.

 

Öyle çok kerâmeti vardı ki onun hattâ,

Duâsıyla, ölüyü döndürürdü hayâta.

 

Kendi zamânındaki bilcümle evliyânın,

Fevkinde bulunduğu, kesin idi bu zâtın.

 

Ve kıyâmete kadar, her velî'ye "feyiz, nûr",

Onun vâsıtasıyla erişir, vâsıl olur.

 

Mübârek cemâlini görseydi biri elhak,

Allahü teâlâyı hâtırlardı muhakkak.

 

"Dört yüz kişi" yazardı va’zını muntazaman.

Birbirinin sırtında yazarlardı çok zaman.)

 

Böylece bu "Velî"den bahsedip uzun uzun,

Çok kerâmetlerini anlattı önce onun.

 

Sonunda buyurdu ki: (Bütün bunlara rağmen,

İmâm-ı Rabbânî'nin âşıkıyım ama ben.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan