|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
BEN, "HİÇ"MİŞİM
“Tâhir
Efendi” diye, sevdiklerinden bir zât,
Vardı ki,
şu vak’ayı anlattı kendi bizzât:
Dedi ki:
Ben Kerkük’te görmüştüm iyi tahsîl.
Arabî,
fârisîyi öğrenmiştim bittafsîl.
Tefsîr,
hadîs, fıkıh’ta var idi hayli bilgim.
İlim
meclislerinde hem de söz sâhibiydim.
Bir gün,
arkadaşlardan birisi bana geldi.
Dedi ki: (Bir
âlim var, "Abdülhakîm Efendi".)
Onun
fazîletinden bahsedip sonra bana,
Ertesi gün
de gelip, götürdü beni ona.
Düşündüm
ki: “Ben dahî âlimim onun gibi.
Kerkük’te her mecliste, ben idim söz sâhibi.
Gittiğimiz yerde de, böyle olmalı hattâ.
Bilgili
oluğumu, bilmeli hem o zât da.”
Bunları
düşünerek, huzûra vâsıl oldum.
Kendisine
çok yakın sandalyeye oturdum.
"Abdülhakîm
Efendi", başladı konuşmaya.
Etrâfa,
"inci" gibi ilim, hikmet saçmaya.
Ömrümde
duymadığım şeylerden bahsetti hep,
Yanında
oturmaya eyledim ondan edeb.
Az sonra,
sandalyeden yavaşça yere indim.
Orada
oturmaya çünkü lâyık değildim.
Sonra geri
çekilip, oturdum az geride.
Çünkü lâyık
görmedim kendime o yeri de.
Az sonra, o
yeri de fazla görüp, oradan,
Az daha
geri çıktım, hiç elimde olmadan.
Gide gide
oturdum dışkapı kenârında.
Anladım ki:
“Hiç”mişim ben o zâtın yanında.
Yine Tâhir
Efendi anlattı ki bir kere:
Bir gün "Efendi
Baba" şöyle dedi bizlere:
(Evliyâ
huzûruna, dolu giden, boş döner.
Lâkin
dolu dönülür, boş gidilirse eğer.)
Bunları
söyliyerek buyurdular ki bana:
(Evde
kitap kalmasın, dağıt başkalarına.)
“Peki"
deyip, huzûrdan ayrılıp eve vardım.
Lâkin
kitaplarımı vermeye kıyamadım.
Emrine hiç
uymamak olmasın diye fakat,
Zorla, bir
ikisinden edebildim ferâgat.
Sonra
yatsıyı kılıp, yattıysam da yatağa,
Rüyâda, "Efendi"yi
görüp kalktım ayağa.
Zîrâ
buyurdular ki bana rüyâda iken:
(Tâhir,
kitaplarını çıkardın mı evinden?)
İki rekât
bir namâz kılıp yattım yatağa.
Lâkin yeni
uykuya geçmiş idim ki daha,
Yine rüyâma
girip ve yanıma geldiler.
Korktum,
zîrâ o anda gâyet celâlliydiler.
Bana
buyurdular ki o hiddetle bir daha:
(Evde mi
saklıyorsun kitapları sen hâlâ?)
Fırlayıp
abdest aldım, yine durdum namâza.
Daha sonra,
evimde ne kadar kitap varsa,
Tamâmını
toplayıp, o gece attım evden.
Bu, çok
hayırlı oldu hakkımda hakîkaten.
Zîrâ o,
öncelikle benden alıp onları,
Bol bol
ihsân ettiler kendinde olanları.
|