|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
HİÇ HÂTIRLIYAMADI
Sohbete
gelenlerden “İlyâs Efendi” vardı.
Bu zât,
Ayvansaray'da marangozluk yapardı.
Bir gün,
yaşlı bir kadın gelerek dükkânına,
Bir kapı ve
pencere sipâriş verdi ona.
Dedi ki:
(Tek odalı bir evim var ki hâlen,
Oda
yaptırıyorum o eve ilâveten.
O ikinci
odayı, kirâya vereceğim.
Onun geliri
ile, geçinip gideceğim.
Kirâ
paralarından ödemek şartı ile,
Bir kapı ve
pencere yapar mısın acele?)
(Yarın
gel, konuşuruz) dedi ona cevâben.
Maksadı,
Efendi'ye sormak idi esâsen.
O gün
ikindi vakti, vardı huzûrlarına.
Lâkin
unuttuğundan, sormadı bunu ona.
Fakat o
büyük velî, bu İlyâs Efendi'ye,
Bakıp, suâl
eyledi: (İşlerin nasıl?) diye.
(İyi
efendim!) deyip, beyân etti hâlini.
Lâkin
hâtırlamadı yine o suâlini.
(Müşteri
geliyor mu?) diye sordu kendine.
(Geliyor)
dedi ama, hâtırlamadı yine.
Abdülhakîm
Efendi, sordu ki ona tekrar:
(Bir şey
sipâriş veren oldu mu bu aralar?)
Lâkin İlyâs
Efendi, yine hâtırlamadı.
Dedi:
(Hayır fendim, bu gün gelen olmadı.)
Yine
merhamet edip, buyurdu ki bu sefer:
(Bu gün
gelen kadının işini hallediver.)
Bir genç,
kışın "Bitlis"te giderken atı ile,
Tutuldu dağ
yolunda, kuvvetli bir tipiye.
Öyle ki,
fırtınadan göz gözü görmüyordu.
Şaşırıp
kaldı, zîrâ, bir şey göremiyordu.
Ne ileri,
ne geri gidemiyordu aslâ.
Allaha
sığınarak, duâ etti ihlâsla:
(Yâ
Rabbî, bu zamânın Kutb’u hangi velîyse,
O zâtı,
imdât için, yetiştir bu âcize.)
Kalbinden
geçirince bu genç bu münâcâtı,
Gördü
yanıbaşında, nûr sîmâlı bir zâtı.
Dizginlerini tutup, bir eliyle işâret,
Ederek,
kendisine verdi bir istikâmet:
(Bu
taraftan gidersen, ulaşırsın şehire!)
Dedi ve göz
önünden kayboldu birden bire.
Gaybdan
gelen bu zâtın şekl-i şemâilini
Tuttu ve
hâtırında sakladı hayâlini.
“Otuz
sene”den fazla geçmişti ki aradan,
Bu kişi,
İstanbula gelmiş idi bir zaman.
Bâyezid
câmiinde dinlerken va’z, nasîhat,
Gözüne hiç
yabancı gelmedi va’z eden zât.
Düşündü ki:
“Bir yerde gördüm ben bu kimseyi.”
Lâkin
hâtırlamadı o günkü hâdiseyi.
"Abdülhakîm
Efendi" va’zını müteâkip,
Giderek, o
kimsenin kulağına eğilip,
Buyurdu ki:
(Bitlis’te, hani otuz yıl önce,
Tipi mi
hâtırına geldi beni görünce?)
O zât
gözyaşlarına hâkim olamıyarak,
Hürmetle
öptü hemen, eline sarılarak.
|