|
32
- SEYYİD ABDÜLHAKÎM
EFENDİ
(Kuddise Sirruh)
ÜÇ BÜYÜK VELÎ
“Şâkir
Efendi” diye bir kimse var idi ki,
Yıllarca bu
"Velî"nin yapmıştı hizmetini.
Bu kişi
anlatıyor: "Efendi"yle biz yine,
Gitmiştik
bir velînin kabir ziyâretine.
Bu zât,
Zeynep Kâmil’de “Abdülfettâh Efendi”,
İdi ki,
İstanbulda “Üç büyük velî”dendi.
“Murâd-ı
Münzâvî”yle, “Tokâdî Mehmet Emîn”.
Diğer ikisi
idi, bu üç büyük velînin.
Bu zâtların
kabrini ettiğinde ziyâret,
Edebe,
titizlikle ederdi çok riâyet.
Ayakkabılarını, kabristan hâricinde,
Çıkarıp,
öyle girdi bir tevâzû içinde.
Sonra bana
dönerek, buyurdu: (Yum gözünü!
Açınca,
yine bana söyle ne gördüğünü.)
Gözümü
kapatınca, uzun boylu ve esmer,
Bir zât
gördüm ve bunu, kendine verdim haber.
Buyurdu: (Tıpkı
senin söylediğin gibidir.
O, bu
yerde üç büyük evliyâdan biridir.)
Yeğenleri "Fâruk
Bey" anlattı şunu bizzât:
Balkondan
taş zemîne düşmüştü bizim "Nevzât".
Biz bunu
haber alıp, sür'atle indik yere.
Onu, koma
hâlinde zor attık hastâneye.
Daha sonra
ayıldı ve bildi kendisini.
Lâkin
kaybetmiş idi aklî melekesini.
Gösterdik
çok sinir ve akıl tabîplerine.
Dediler: (Ümit
yoktur, gelmez eski hâline.)
"Efendi"ye
giderek, arz ettim hâdisâtı.
Şefkatli
kollarına teslîm ettim "Nevzât"ı.
Büyük bir
merhametle yanlarına aldılar.
Onu,
nazarlarından bir an ayırmadılar.
Mübârek
gözlerinden çıkan nûr ve şuâya,
Mazhar
olup, çabucak kavuştu tam şifâya.
Öyle ki,
hiç kalmadı hastalıktan bir eser.
Ve hattâ
avukatlık yaptı uzun seneler.
"Abdülhakîm
Efendi", yine günün birinde,
Vâz ediyor
idi ki Bâyezid câmiinde,
Bir ara
buyurdu ki mevzûyu değiştirip:
(İçinizden
biriniz görse ki eve gidip,
Meselâ
küçük oğlu, çıkmış evin damına,
Güvercin
kovalıyor, bağırmasın hiç ona.
Yavaş ve
güzellikle söylesin ki: “Evlâdım!
Gel de
in aşağıya, bak sana şeker aldım.”
Böylece
ürkütmeden içeri alsın onu.
Bundan
sonra o ancak azarlasın oğlunu.)
"Abdülhakîm
Efendi", bunu, cemâatına,
Söyleyip
devâm etti yarım kalan va’zına.
Akhisarlı
biri de, bunları dinlemişti.
O vâ'zın
bitiminde, çıkıp eve gitmişti.
Ve oğlunu
gördü ki evine vardığında,
Güvercin
kovalıyor çıkmış evin damında.
Hem de
kiremitlerin ucundaydı evlâdı.
Tam
bağıracaktı ki, o sözü hâtırladı.
Buyurdukları gibi davrandı çok yumuşak.
Böylelikle
düşmekten kurtuldu o yavrucak.
|