ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

32 - SEYYİD ABDÜLHAKÎM EFENDİ    (Kuddise Sirruh)

O, İHSÂN-I İLÂHÎYDİ

 

Sülâle-i Resûlden, "Abdülhakîm Efendi",

Son asırda yetişen büyük âlimlerdendi.

 

İlmiyle âmil olup, “Büyük velî” idi hem.

Onu anlatmak için, âciz kalır bu kalem.

 

Binsekizyüz altmışdört mîlâdî senesinde,

Doğmuştur "Van" şehrinin, "Başkale" ilçesinde.

 

"Seyyid Fehîm Efendi" idi ki hem üstâdı,

Yanında ikmâl etti, her iki tedrîsâtı.

 

Hem zâhir, hem bâtında yetişerek nihâyet,

Her iki ilimde de, aldı mutlak icâzet.

 

Tam yirmidokuz sene kalarak "Başkale"de,

Yanında çok âlimler yetişti fevkalâde.

 

Çok güzel sîmâlı ve buğday benizli idi.

Alnı geniş ve açık, nûrlu ve sevimliydi.

 

Kaşları, hilâl gibi kabarıktı ve ince.

Nûr bakışlı gözleri, görünürdü irice.

 

Yüzü, zaifçe olup, iri yapılı idi.

Hürmet telkin edici bir vakar sâhibiydi.

 

Her hâli, muvâfıktı aynen islâmiyyete.

Varlığı, bir “İhsân-ı ilâhî”ydi millete.

 

Çok mütevâzı olup, “Ben” demezdi o aslâ.

Derdi: (Dâhil değiliz biz elbette hesâba.)

 

Halbuki her ilimde derin bir deryâ idi.

Hem dahî tasavvufta, büyük "Evliyâ" idi.

 

Bir çok fen adamları, hattâ profesörler,

Çözülmez sandıkları çetin, zor mes'eleler,

 

Olunca, sormak için gelirlerdi dersine.

Tam vâkıf olurlardı o şeylerin hepsine.

 

Hattâ suâl etmeden ona müşkillerini,

Öğrenip giderlerdi, suâllerin hepsini.

 

Kerâmet göstermekten kaçındı ömründe hep.

Zîrâ Hak teâlâdan ederdi hayâ, edeb.

 

Onda, Resûlullahın güzel ahlâkı vardı.

Sanki o, o devirden bu güne yâdigârdı.

 

Resûlullahtan gelen o "Nûr"lar, aynen yine,

Onun kalp aynasından, aksederdi ehline.

 

Misâfiri çok sever, ziyârete giderdi.

Dostların dâvetine, hep icâbet ederdi.

 

İstanbulda vardır ki, en büyük "üç evliyâ",

Onları ziyârete giderdi ekseriyâ.

 

Murâd-ı Münzâvî” ve “Mehmed Emîn Tokâdî”,

Bir de Zeynep Kâmil’de “Abdülfettâh-i Akrî.

 

Bu kabirlere gidip, ruhlarına okurdu.

Ve rûhânî olarak, onlarla konuşurdu.

 

Abdulkâdir Geylânî” ile de konuşarak,

Alırdı cevâbını, bir çok şeyler sorarak.

 

Derdi: (Kaçırmaktansa tek bir vakit namâzı,

Ölmek daha iyidir, budur işin esâsı.

 

Bir velî, hiç “Ben” demez, söylemez aslâ bunu.

Zîrâ söylemek için, bulamaz mevzûunu.)

 

İstanbulda, çeşitli câmilere giderek,

İnsanlara "Îmân"ı anlattı va’z ederek.

 

Derdi ki: (Hak teâlâ, bir kula îmân verdi,

Onu verdikten sonra, ne ki ona vermedi?

 

Ve Allah, bir kula ki îmânı vermemiştir,

O olmadıktan sonra, ne ki ona vermiştir?)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan