ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

30 - SEYYİD ABDULLAH-I ŞEMDÎNΠ  (Kuddise Sirruh)

BİR REHBER ARIYORDU

 

Evliyâ-yı kirâmdan, devrinin bir tekidir.

"Hâlid-i Bağdâdî"den feyz alan bir velîdir.

 

"Osmân-ı Zinnûreyn"in o güzel ahlâkını,

Hâtırlatan bir huya sâhipti o da aynı.

 

Hakkârî-"Şemdinli"de tevellüd eden bu zât,

Binsekizyüz onüç’te, "Nehri"de etti vefât.

 

Gençliğinde, Irak'ta, "Süleymâniye" diye,

Medresede başladı ilim tahsîl etmeye.

 

Aynı medresedeydi "Mevlânâ Hâlid" dahî,

Hem arkadaş idiler bu iki büyük dâhî.

 

Zâhirî ilimleri okurken bir taraftan,

Bir "Kâmil-i mükemmil" ararlardı bir yandan.

 

Yâni kendilerini, mânen yetiştirecek,

Kalplerine, ilâhî feyiz ve nûr verecek,

 

Bir "mürşidi kâmil"i ararlardı ki her gün,

Gidip de diz çöksünler önünde o büyüğün.

 

Öyle ararlardı ki o rehberi ihlâsla,

Yanıyordu kalpleri, bu aşk ve iştiyâkla.

 

Ve hattâ dediler ki bir gün birbirlerine:

(Bulursak, ikimizde ortağız feyzlerine.

 

Hangimiz daha önce bulursak böyle bir zât,

Hemen haber verecek diğerine o sâat.)

 

Mânevî işâretlerle bir gün "Mevlânâ Hâlid",

Hindistana gitmeye karar verdiği vakit,

 

"Seyyid Abdullah" dahî istedi ki hâliyle,

O da gitsin berâber, Hâlid-i Bağdâdî'yle.

 

O ise arz etti ki: (Ben gideyim de yalnız,

Getirdiğim feyzlere, ikimiz de ortağız.)

 

Nihâyet Hindistan’da, "Abdullah Dehlevî"yle,

Görüşüp, şereflendi o zâtın feyzleriyle.

 

O kaynaktan aldığı ne varsa ilim, edeb,

Bağdat’ta, tâliplerin kalplerine saçtı hep.

 

"Seyyid Abdullah" dahî, geldi ziyâretine.

Daha ilk görüşmede, hayrân kaldı hâline.

 

Eski arkadaşlığı artık düşünmiyerek,

Devâm etti sohbete önünde diz çökerek.

 

O temiz asâleti ve yüksek istîdâdı,

Sâyesinde, kalbine pek fazla feyiz aktı.

 

Birinci talebesi olarak en nihâyet,

"Hâlid-i Bağdâdî"den aldı mutlak icâzet.

 

Büyük bir velî olan "Abdullah-ı Şemdînî",

Şeref, vakar ve heybet sâhibi bir kişiydi.

 

Her türlü kemâlâtı toplamıştı kendinde.

Bütün güzel huyların, hazînesiydi hem de.

 

Sohbeti, hasta olan rûhlara gıdâ idi.

Bakışları, kararmış kalplere şifâ idi.

 

Ondaydı evliyâlık yolunun her esrârı.

Seâdet kapısının, o idi anahtarı.

 

Hocasının emriyle, "Nehri" kasabasına,

Giderek, feyiz saçtı oranın insanına.

 

Vefâtına kadar da, orada bulunarak,

Tâliplerin kalbini eyledi saf ve berrak.

 

Nehri kasabasında bulunur kabri dahî.

Yayılır kabrinden de, yine feyzi ilâhî.

 

Onu vesîle edip, her kim ki duâ etse,

Hürmetine, kavuşur murâdı her ne ise.

 

Maddî veyâ mânevî derdi olan her kişi,

Kabrinde duâ etse, hâllolur her bir işi.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan