|
30
- SEYYİD ABDULLAH-I
ŞEMDÎNÎ
(Kuddise Sirruh)
BİR REHBER ARIYORDU
Evliyâ-yı
kirâmdan, devrinin bir tekidir.
"Hâlid-i
Bağdâdî"den feyz alan bir velîdir.
"Osmân-ı
Zinnûreyn"in o güzel ahlâkını,
Hâtırlatan
bir huya sâhipti o da aynı.
Hakkârî-"Şemdinli"de
tevellüd eden bu zât,
Binsekizyüz
onüç’te, "Nehri"de etti vefât.
Gençliğinde, Irak'ta, "Süleymâniye" diye,
Medresede
başladı ilim tahsîl etmeye.
Aynı
medresedeydi "Mevlânâ Hâlid" dahî,
Hem arkadaş
idiler bu iki büyük dâhî.
Zâhirî
ilimleri okurken bir taraftan,
Bir "Kâmil-i
mükemmil" ararlardı bir yandan.
Yâni
kendilerini, mânen yetiştirecek,
Kalplerine,
ilâhî feyiz ve nûr verecek,
Bir "mürşidi
kâmil"i ararlardı ki her gün,
Gidip de
diz çöksünler önünde o büyüğün.
Öyle
ararlardı ki o rehberi ihlâsla,
Yanıyordu
kalpleri, bu aşk ve iştiyâkla.
Ve hattâ
dediler ki bir gün birbirlerine:
(Bulursak,
ikimizde ortağız feyzlerine.
Hangimiz
daha önce bulursak böyle bir zât,
Hemen
haber verecek diğerine o sâat.)
Mânevî
işâretlerle bir gün "Mevlânâ Hâlid",
Hindistana
gitmeye karar verdiği vakit,
"Seyyid
Abdullah" dahî istedi ki hâliyle,
O da gitsin
berâber, Hâlid-i Bağdâdî'yle.
O ise arz
etti ki: (Ben gideyim de yalnız,
Getirdiğim feyzlere, ikimiz de ortağız.)
Nihâyet
Hindistan’da, "Abdullah Dehlevî"yle,
Görüşüp,
şereflendi o zâtın feyzleriyle.
O kaynaktan
aldığı ne varsa ilim, edeb,
Bağdat’ta,
tâliplerin kalplerine saçtı hep.
"Seyyid
Abdullah" dahî, geldi ziyâretine.
Daha ilk
görüşmede, hayrân kaldı hâline.
Eski
arkadaşlığı artık düşünmiyerek,
Devâm etti
sohbete önünde diz çökerek.
O temiz
asâleti ve yüksek istîdâdı,
Sâyesinde,
kalbine pek fazla feyiz aktı.
Birinci
talebesi olarak en nihâyet,
"Hâlid-i
Bağdâdî"den aldı mutlak icâzet.
Büyük bir
velî olan "Abdullah-ı Şemdînî",
Şeref,
vakar ve heybet sâhibi bir kişiydi.
Her türlü
kemâlâtı toplamıştı kendinde.
Bütün güzel
huyların, hazînesiydi hem de.
Sohbeti,
hasta olan rûhlara gıdâ idi.
Bakışları,
kararmış kalplere şifâ idi.
Ondaydı
evliyâlık yolunun her esrârı.
Seâdet
kapısının, o idi anahtarı.
Hocasının
emriyle, "Nehri" kasabasına,
Giderek,
feyiz saçtı oranın insanına.
Vefâtına
kadar da, orada bulunarak,
Tâliplerin
kalbini eyledi saf ve berrak.
Nehri
kasabasında bulunur kabri dahî.
Yayılır
kabrinden de, yine feyzi ilâhî.
Onu vesîle
edip, her kim ki duâ etse,
Hürmetine,
kavuşur murâdı her ne ise.
Maddî veyâ
mânevî derdi olan her kişi,
Kabrinde
duâ etse, hâllolur her bir işi.
|