|
29
- YÛNUS EMRE
(Rahmetullahi Aleyh)
İŞ HİZMETTE
"Yûnus
Emre", mânevî bir işâret alarak,
Vardı "Tapduk
Emre"nin hizmetine, koşarak.
Otuz yıl
hizmet edip, zannetti ki, kendinde,
İlerleme
olmadı mânevî âleminde.
Üzüntüden,
kendini atıverdi dağlara.
Baş açık,
yalın ayak dolaşırken, bir ara,
Bir gün,
iki kişiye rastladı birdenbire.
Onları çok
severek, dost oldu onlar ile.
Yemek vakti
gelince, duâ etti birisi.
O anda indi
gökten, yemek dolu bir "Tepsi".
Üçü de
yiyip içip, şükrettiler Allaha.
Akşam
vakti, öbürü duâ etti bir daha.
Yine aynı
şekilde bir "Tepsi" indi gökten.
Öyle ki, bu
yemekler nefîsti öncekinden.
Üçüncüde,
"Yûnus"a dönerek o mü'minler,
(Sıra
sende, şimdi de sen duâ et!) dediler.
O zaman
"Yûnus Emre" kaldırdı ellerini.
Dedi ki: (Yâ
ilâhî, mahcûb eyleme beni.
Onlar,
kimin ismiyle duâ ettiler ise,
O zâtın
hürmetine bir sofra gönder bize.)
Duâsı biter
bitmez, baktılar, biraz sonra,
İndi gökten
bu sefer, daha büyük bir sofra.
Dediler:
(Ey arkadaş, nasıl oldu bu böyle?
Sen, kimin
hürmetine duâ ettin ki, söyle.)
Dedi ki:
(Siz söyleyin, siz nasıl ederdiniz?
Siz,
kimin yüzü suyu hürmetine derdiniz?)
Dediler: (Taptuk
Emre yanında hizmet yapan,
Yûnus'un
hürmetine istiyorduk her zaman.)
"Yunus"
bunu duyunca, dergâha döndü yine.
Yattı "Taptuk
Emre"nin kapısı eşiğine.
O zaman,
hocasının görmüyordu gözleri.
Evde, el
yordamıyla yürüyordu ekserî.
Çıkıyorken,
ayağı takılınca bir şeye,
Dedi:
(Bizim Yûnus mu, gelip yatmış eşiğe?)
Ve elinden
tutarak, kaldırdı onu yerden.
"Yûnus",
Yûnusluğunu kazanmıştı o günden.
Dağdan odun
taşıdı yıllarca o dergâha.
O mânevî
kapıdan, ayrılmadı bir daha.
"Yûnus"
unutulmadı yüzyıllar geçse bile.
Zîrâ hizmet
etmişti üstâdına zevk ile.
|