ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

28 - HAMÎD-İ AKSARÂYÎ (Rahmetullahi Aleyh)

FIRIN VE ÇÖMLEK

 

"Hamîd-i Aksarâyî", Kayseri’de bir ara,

İlim, hikmet saçarken ordaki insanlara,

 

Bir gün, talebesinden, yanına bir kimseyi,

Çağırıp, kendisine verdi şu vazîfeyi:

 

(Ankara’da iyi bir âlim var, adı Nûmân.

Onu bulup, buraya dâvet eyle, git hemân.)

 

Gitti o gün talebe, Ankara beldesine.

Hocasının emrini bildirdi kendisine.

 

Zâhirî ilimleri tahsîl eden bu "Nûmân",

Dâveti kabûl edip, çok memnun oldu bundan.

 

İkisi berâberce, dönerken Kayseri’ye,

"Nûmân" merak ederdi: "Çağıran kimdir?" diye

 

"Kurbân Bayrâmı" günü, erişti huzûruna.

Bu yüzden, mübârek zât "Bayrâm" demişti ona.

 

Bu "Nûmân", görür görmez "Hâce Hamîdeddîn"i,

Anladı ilimdeki yüksek hamiyyetini.

 

Hâce Hamîdeddîn'in huzûrunda bu "Nûmân",

Yetişip, "Hacı Bayrâm-ı velî" oldu sonradan.

 

Mânevî bir emirle, "hazreti Hamîd" yine,

Tebrîz'e ve sonra da geldi Bursa iline.

 

Bursa’da, kendisini gizledi insanlardan.

"Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.

 

Dağlardan odununu getirip merkebiyle,

Yakıp kızdırıyordu, fırını böylelikle.

 

Bir ekmek küfesine doldurup somunları,

"Somun! Somun!" diyerek satıyordu onları.

 

O, her sabah küfeyle satışa çıktığında,

İnsanlar, ekmeğini kapışırdı ânında.

 

Zîrâ onun sattığı ekmeklerin lezzeti,

Daha bir başka idi, bilinmezdi hikmeti.

 

"Somun! somun!" diyerek dolaştığı için de,

"Somuncu baba" diye, tanındı halk içinde.

 

Bir gün "Somuncu baba", çıkıyorken fırından,

Pâdişâhın dâmâdı, esseyyid "Emîr Sultân",

 

Elinde bir çömlekle girerek içeriye,

Ondan ricâ etmişti (Bunu pişirin) diye.

 

"Peki"deyip, çömleği alıp sürdü fırına.

Hemen sonra çıkarıp, verdi Emîr Sultâna.

 

Lâkin Emîr şaşırdı çok çabuk piştiğine.

Merakla eğilerek, baktı fırın içine.

 

Gördü ki, fırınında ateşten yoktur eser.

Anladı ki bu kişi, büyük "Velî"ymiş meğer.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan