|
28
- HAMÎD-İ AKSARÂYÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
DUÂ ÇINARI
Niğbolu'dan
dönünce "Yıldırım Bâyezid Hân",
Bir câmi
yaptırmayı düşünmüştü bir zaman.
Bursa, "Ulu
Câmi"yi inşâya etti niyet.
Câminin
yapılması sona erdi nihâyet.
Bir Cumâ
günü idi, îlân edildi ki hem:
(Câmi,
merâsim ile açılacaktır hemen.)
O gün başta
pâdişâh, dâmâdı "Emîr Sultân",
"Molla
Fenârî" ile, kim varsa ulemâdan,
Hazır oldu
her biri, hem de hâfız olanlar.
Doldurmuştu
câmiyi, Bursalı müslümânlar.
Hutbe
okumak için, pâdişâh hazretleri,
O gün "Emîr
Sultân"a verdiğinde bu emri,
Dâmâdı Emîr
Sultân, emre "Peki" diyerek,
Ve "Somuncu
Baba"yı eliyle göstererek,
Arz etti
ki: (Sultânım, baş göz üstüne, fakat,
Hutbeyi
okumaya, lâyıktır ancak şu zât.)
O dahî
mecbur kaldı, emre "Peki" demeye.
Kalkıp,
minbere doğru başladı yürümeye.
Geçerken de
Emîr'e dedi: (Ey Emîrimiz!
Niçin
böyle yapıp da, beni ele verdiniz?)
O da, ona
cevâben arz etti ki: (Bu yerde,
Yok idi bir
başkası, sizden daha ilerde.)
Cemâat,
olanları görüyor, duyuyordu.
Bu sebepten
durumu çok merak ediyordu.
Zîrâ "Somuncu
Baba", onların nazarında,
Ekmek satan
biriydi Bursa sokaklarında.
Bunun için
bu işi etmişlerdi çok merak.
Ki,
"Cumâ hutbesini o nasıl okuyacak?"
Çıktı
"Somuncu Baba" biraz sonra minbere.
Öyle bir
hutbe îrâd etti ki mü'minlere,
Aslâ
duymamışlardı böyle bir hutbe onlar.
Onun
büyüklüğünü o zaman anladılar.
Hutbede, "Fâtiha"nın,
yirmi ana ilimde,
Yedi türlü
tefsîri yapılmıştı o günde.
"Molla
Fenârî" dahî demişti ki ertesi:
(Onun
büyüklüğüne, şâhittir bu hutbesi.
Yedi türlü
tefsîrden, birincisini yalnız,
İyice
anladılar cemâattan her şahıs.
İkinci
tefsîrini, bir kısmı anladılar.
Üçüncüsünü
ise, çok azdı anlıyanlar.
Dördüncü ve
sonraki tefsîrlere gelince,
Onlardaki
mânâlar, çok yüksek ve pek ince,
Olduğundan,
onları anlamadı kimseler.
İlim ve
mârifette deryâ imiş o meğer.)
Namâz sona
erince, câmideki cemâat,
Mübârek
ellerini öpmek istedi, fakat.
Câminin üç
kapısı var idi dışarıya.
"Acep hangi
kapıdan çıkardı bu evliyâ?"
Lâkin üç
kapıdan da çıkan, seviniyordu.
Hepsi de, (Ben,
öpmekle şereflendim) diyordu.
Sonra
"Molla Fenârî" hânesine giderek,
Talebesi
olmayı arzu eylemişti pek.
Lâkin o, "Bu
şehirde sırrım fâş oldu" diye,
İstedi ki,
Bursa’dan gitsin başka bir il'e.
Bir sabah,
bu niyetle çıkmıştı ki Bursa’dan,
Duyup "Molla
Fenârî" yetişti arkasından.
"Bir
çınar"ın dibinde, geri döndürmek için,
Çok
yalvardı ise de, mümkün olmadı lâkin.
Bursa’ya
doğru dönüp, mübârek zât o ara,
Duâ etti
Bursa’ya, hem de Bursalılara.
Duâyı, o
çınarın dibinde etti diye,
Bu gün, "Duâ
çınarı" denilir o bölgeye.
|