|
27
- OSMÂN BEDREDDÎN (İMÂM
EFENDİ)
(Rahmetullahi Aleyh)
GEL ARTIK, NAZ ETME!
Palu’daki "Mahmûd-u
Sâminî" hazretleri,
Hep "Osmân
Bedreddîn"den bahsederdi ekserî.
Çocukluğundan beri, hâlini, safha safha,
İsmini
söylemeden anlatırdı çok defâ.
Ve onun
gelmesini, dört gözle bekliyordu.
Hattâ son
zamanlarda, (Çabuk gelse) diyordu.
Kendi
talebeleri merak ederdi ki hep:
“Hocamızın
övdüğü bu kişi kimdir acep?”
"Osmân
Bedreddîn" ise, bilmezdi onu önce.
Erzurum’da
idi ki, rüyâ gördü bir gece.
Tanımadığı
bir zât, dedi ki: (Hâfız, kurbân!
Yollarını
bekliyor gözlerim nice zaman.
Bir "mânevî
emânet" vardır ki şimdi bende,
Onu teslîm
etmeyi isterim bu günlerde.
Gel ki, bu
"emânet"i sana tevdî edeyim.
Zîrâ bu yük
altında, pek azaldı kuvvetim.
Bu kadar
saklanmaya, naz etmeye ne sebep?
Yeter
artık, gel bana, gözlerim yollarda hep.)
Ertesi gece
dahî, gördü yine bir rüyâ.
Geldiler bu
sefer de, dört mübârek evliyâ.
Bunlar,
"Alî Sebtî"yle "Hayyât-ı Vehbî" idi.
Ve "Mevlânâ
Hâlid"le, "Bahâddîn Buhârî"ydi.
Ona
buyurdular ki: (Seni çağıran o zât,
Mahmûd-u
Sâminî’dir, Palu’dadır şu sâat.
Onun bu
dâvetine icâbet eyliyesin.
Zîrâ o
velîdedir vilâyet nûrun senin.)
Bu mânevî
işâret üzerine, ihlâsla,
"Palu"ya
müteveccih, o sabah çıktı yola.
O esnâda "Mahmûd-u
Sâminî" hazretleri,
Etrâfına
toplayıp cümle talebeleri,
Dedi ki: (Beklediğim
o kimse, tam şu zaman,
Buraya
gelmek için, ayrıldı Erzurum’dan.
Çıkalım
hep berâber, onu karşılamaya.
Zîrâ onu
görmeye, kalmadı sabrım daha.)
Bütün
talebesiyle birlikte o velî zât,
Çıktı
karşılamaya kendisi onu bizzât.
Birazdan
gördü onun gelmekte olduğunu,
Yaklaşıp,
muhabbetle bağrına bastı onu.
Lâkin
"Osmân Bedreddîn" onu ilk gördüğünde,
"Mahmûd-u
Sâminî"nin "Çapak" vardı gözünde.
Zîrâ ağrı
olurdu gözünde onun bâzan.
Bundan
hâsıl olurdu o çapak çoğu zaman.
Bir de “Tütün"
içerdi Sâminî hazretleri,
Dikkatini
çekmişti onun bu hasletleri.
Bu
sebepten, bir türlü teslîm olamıyordu.
Ve ondan,
tasavvufu almak istemiyordu.
Onun
büyüklüğüne inanıyordu, fakat,
Bundan
sebep, kalbine gelmedi tam kanâat.
|