|
27
- OSMÂN BEDREDDÎN (İMÂM
EFENDİ)
(Rahmetullahi Aleyh)
GÖRMESEYDİM İNANMAZDIM
Kurt İsmâil
Paşa'nın, Ahmed Muhtar Paşa'ya,
Arz ettiği
bilgiler yazıldı aşağıya:
Dedi ki: (O
ezânı okuyan o fedâi,
Miralay
Bahri Bey’in kumandasında idi.
Saldırırdı
düşmana heybet ve vakar ile.
Baktım,
hattâ yok idi elinde silâh bile.
Dikkat
ettim, düşmanı “Taş"la kovalıyordu.
Ve attığı
her bir taş, bir moskof haklıyordu.
Nerdeyse
gözlerime inanamıyacaktım.
Hayret ve
şaşkınlıktan, dikkatle yine baktım.
Evet, “Taş"
atıyordu, bu, târihî bir vak’a.
Ve her taş,
hedefini buluyordu mutlaka.
Şaşılacak
bir şey de, şu idi ki o vakit,
Eğilip,
taşı yerden almıyordu o yiğit.
Ne zaman ki
bir taşı fırlatınca düşmana,
Yerden,
ikinci bir taş, yükseliyordu ona.
Elinin
hizâsında, havada duruyordu.
O da onu
alarak, düşmana vuruyordu.
O an kendi
kendime düşündüm ki: “Bu fiil,
Alelâde
insanın yapacağı iş değil.”
Ahmed
Muhtar Paşa da, bunları dinleyince,
Gözleri
yaşararak gark oldu bir sevince.
Dedi ki: (Bire
gardaş, söylesene, erenler,
Bizim
ile birlikte cenk ederlermiş meğer.)
Ve Osmân
Bedreddîn’i, o günden îtibâren,
“Tabur
imâmlığı”na tâyin etti o hemen.
Böyle bir
vazîfeye seçildiği için de,
“İmâm
Efendi” diye tanındı halk içinde.
Bu vazîfede
iken o sâhib-i seâdet,
Bâzı
evliyâlarla görüşüp etti sohbet.
“Tâhâ-yı
Hakkârî”nin oğlu ve talebesi,
“Seyyid
Ubeydullah”tı onlardan bir tanesi.
Bu mübârek
zâtlarla sohbet etmiş olsa da,
O, "Palu"da
kavuştu son ve asıl üstâda.
Bu mübârek
velî zât, "Mahmûd-u Sâminî"ydi.
Allah adamı
olup kerâmet sâhibiydi.
Henüz "Osmân
Bedreddîn" gelmeden o beldeye,
Ona âit
hâlleri söylerdi talebeye.
Yalnız
açıklamıyor, işâret veriyordu.
Husûsî
hâllerini bir bir naklediyordu.
Meselâ
diyordu ki ondan bahis ederek:
(Henüz
dokuz yaşında hâfız oldu mübârek.)
Yine bir
gün dedi ki: (Onun ilim gayreti.
Gayrete
getiriyor hocalarını dahî.)
Başka bir
gün dedi ki: (Onun yetişmesine,
Buhârâ’dan bir üstâd geliyor kendisine.
Vazîfelendirildi husûsî onun için.
İndallah
kıymetini anlayın o kişinin.)
|