ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

27 - OSMÂN BEDREDDÎN (İMÂM EFENDİ) (Rahmetullahi Aleyh)

GÖRMESEYDİM İNANMAZDIM

 

Kurt İsmâil Paşa'nın,  Ahmed Muhtar Paşa'ya,

Arz ettiği bilgiler yazıldı aşağıya:

 

Dedi ki: (O ezânı okuyan o fedâi,

Miralay Bahri Bey’in kumandasında idi.

 

Saldırırdı düşmana heybet ve vakar ile.

Baktım, hattâ yok idi elinde silâh bile.

 

Dikkat ettim, düşmanı “Taş"la kovalıyordu.

Ve attığı her bir taş, bir moskof haklıyordu.

 

Nerdeyse gözlerime inanamıyacaktım.

Hayret ve şaşkınlıktan, dikkatle yine baktım.

 

Evet, “Taş" atıyordu, bu, târihî bir vak’a.

Ve her taş, hedefini buluyordu mutlaka.

 

Şaşılacak bir şey de, şu idi ki o vakit,

Eğilip, taşı yerden almıyordu o yiğit.

 

Ne zaman ki bir taşı fırlatınca düşmana,

Yerden, ikinci bir taş, yükseliyordu ona.

 

Elinin hizâsında, havada duruyordu.

O da onu alarak, düşmana vuruyordu.

 

O an kendi kendime düşündüm ki: “Bu fiil,

Alelâde insanın yapacağı iş değil.”

 

Ahmed Muhtar Paşa da, bunları dinleyince,

Gözleri yaşararak gark oldu bir sevince.

 

Dedi ki: (Bire gardaş, söylesene, erenler,

Bizim ile birlikte cenk ederlermiş meğer.)

 

Ve Osmân Bedreddîn’i, o günden îtibâren,

Tabur imâmlığı”na tâyin etti o hemen.

 

Böyle bir vazîfeye seçildiği için de,

İmâm Efendi” diye tanındı halk içinde.

 

Bu vazîfede iken o sâhib-i seâdet,

Bâzı evliyâlarla görüşüp etti sohbet.

 

“Tâhâ-yı Hakkârî”nin oğlu ve talebesi,

“Seyyid Ubeydullah”tı onlardan bir tanesi.

 

Bu mübârek zâtlarla sohbet etmiş olsa da,

O, "Palu"da kavuştu son ve asıl üstâda.

 

Bu mübârek velî zât, "Mahmûd-u Sâminî"ydi.

Allah adamı olup kerâmet sâhibiydi.

 

Henüz "Osmân Bedreddîn" gelmeden o beldeye,

Ona âit hâlleri söylerdi talebeye.

 

Yalnız açıklamıyor, işâret veriyordu.

Husûsî hâllerini bir bir naklediyordu.

 

Meselâ diyordu ki ondan bahis ederek:

(Henüz dokuz yaşında hâfız oldu mübârek.)

 

Yine bir gün dedi ki: (Onun ilim gayreti.

Gayrete getiriyor hocalarını dahî.)

 

Başka bir gün dedi ki: (Onun yetişmesine,

Buhârâ’dan bir üstâd geliyor kendisine.

 

Vazîfelendirildi husûsî onun için.

İndallah kıymetini anlayın o kişinin.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan