|
27
- OSMÂN BEDREDDÎN (İMÂM
EFENDİ)
(Rahmetullahi Aleyh)
BENDEN BU KADAR
Ezberledi
Kur’ânı henüz dokuz yaşında.
Seçildi,
mümtâz oldu akrânı arasında.
Bütün
vakitlerini, hep ilme etti tahsîs.
Öğrendi
tamâmiyle tefsîr, fıkıh ve hadîs.
Bir gün
tefsîr ederken “Hücurât sûresi”ni,
Birden
korkup, bir dehşet kapladı kendisini.
Âhiret
hâllerine oldu hep müteveccih.
Konuşmayı
bırakıp, susmayı etti tercîh.
Onun üstün
hâlleri, dikkati çekiyordu.
Ve herkes
tarafından, pek çok seviliyordu.
“Mehmet
Tâhir efendi” vardı hocalarından.
Onu,
hânekâhına dâvet etti bir zaman.
Çok iltifât
ederek, dedi: (Ey Molla Hâfız!
Sana,
bildiklerimi tam öğrettim noksânsız.
Yâni
bendekilerin, vâkıf oldun hepsine.
Artık
gidemiyorum, ben bundan ötesine.
Sana
vereceğim ders, şu anda buldu hitâm.
Daha "büyük
âlim" bul, dersine eyle devâm.)
O, bunun
üzerine ayrıldı medreseden.
Bir üstâd
bulmak için, duâ etti hâssaten.
Dedi ki:
(Yâ ilâhî, dertliyim, derdim derin.
Derdime
dermân için sana geldim yâ Mu’în!)
Zâhirî
ilimlerde yetişmişti tamâmen.
Bir “Tasavvuf
rehberi” arıyordu esâsen.
O, böyle
arz edince dileğini Rabbine,
Duyurdu
Allah bunu “Gönül ehli” birine.
Hem dahî
Buhârâ’da, büyük bir velî olan,
“Seyyid
Ahmed Merâmî” duymuştu bunu o an.
Ve hemen
Câmi’deki dersini bırakarak,
Ayrıldı
Buhârâ'dan, o gün âni olarak.
Mânevî
işâreti almıştı çünkü kalben.
Sessizce
yola çıktı, kimseye söylemeden.
Erzurum’a
gitmekti bir an önce maksadı.
Çünkü "Osmân
Bedreddîn" bekliyordu bu zâtı.
"Seyyid
Ahmed Merâmî", böyle âni olarak,
Buhârâ’dan
gidince, çok üzüldü buna halk.
Zîrâ çok
seviyordu cemâat kendisini.
Hiç
anlıyamadılar ne için gittiğini.
Ve lâkin
kalp gözleri açık olan mü’minler,
Anlayıp,
cemâati tesellî eylediler.
Dediler ki:
(Hocamız, evliyâdan bir kişi.
Gönül
ehli zâtların, hikmetlidir her işi.
Bu
gidişlerinde de, vardır elbet bir hikmet.
Almıştır
bunun için bir mânevî işâret?)
İnce,
uzunca boylu, beyaz sakalı vardı.
Uzun bir
yolculukla "Hasan Kale"ye vardı.
“Bevel
Kasım” köyünün, imâm oldu halkına.
İnsanlar,
akın akın toplandı etrâfına.
|