|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
BUNUN İÇİN ÜZÜLME
"Alî
Efendi" diye, o zaman vardı bir zât.
O dahî bir
vak'ayı anlatır şöyle bizzât:
Hocam, beni
çağırıp huzûruna bir kere,
Göndermek
istemişti bir gün Balıkesir'e
Buyurdu ki:
(Orada, şimdi bir imâm vardır.
Ve
falanca câmide vazîfe yapmaktadır.
Lâkin
îtikâdında bozukluk var ki biraz
Allah
rızâsı için, git onu eyle îkâz.)
(Peki
efendim!) deyip, düşündüm ki o anda:
"Ne ile
meşgûl olmam muvâfıktır o yolda?"
Düşüncemi
anlayıp, kalktı hemen yerinden.
Bir "Tesbih"
getirerek, uzattı bana hemen.
Buyurdu ki:
(Al bunu, bu benim tesbîhimdir.
Zikr-i
ilâhî ile meşgûl olmak iyidir.)
Hocamın
tesbîhini alıp koydum cebime
Çok
sevindim ise de, korku düştü içime.
"Bu
kıymetli tesbîhi düşürüp kaybedersem"
Diyerek
korkuyordum, bu idi tek endîşem.
Velhâsıl
yola çıkıp, vardım Balıkesir'e.
İmâm ile
görüşüp, o gün döndüm geriye.
Akşam
vakti, bir köye vâsıl oldum nihâyet.
Bir dere
kenarında alıyordum ki abdest,
Ayaklarım,
kumlardan kaydı ve düştüm yere.
Elimdeki "tesbîh"
de, düşüverdi dereye.
Çok aradım
ise de, yine de bulamadım.
Öyle çok
üzüldüm ki, yol boyunca ağladım.
Hocamın
tesbîhiydi çünkü düşen o suya.
Ben böyle
üzülerek vâsıl oldum Bursa'ya.
Mahcûbiyyet
içinde huzûra dâhil oldum.
Buyurdu ki:
(Yolculuk nasıl geçti ey oğlum?)
Dedim: (İyi
geçti de, üzülürüm bir şeye.
Sizin
tesbîhinizi düşürdüm bir dereye.)
Buyurdu ki:
(Üzülme, biz de seninle idik.
Fakat
biz, o tesbîhi dereye düşürmedik.)
Sonra, aynı
tesbîhi cebinden çıkararak,
Buyurdu ki:
(Al oğlum, kullan feyiz alarak.)
Yine Emîr
Sultân'ın talebesinden olan,
"Alî
hoca" isminde biri vardı o zaman.
O şöyle
anlatır ki: Bir gün, hocamız ile,
Otururken,
bir köylü giriverdi hız ile.
Telâşlı
hâli vardı, dedi ki: (Ey sultânım!
Bana bir
duâ yaz ki, çok ağrıyor her yanım.)
Bana
buyurdular ki: (Sen buna bir duâ yaz!)
(Peki
efendim!) deyip, yazdım ve eyledim arz.
Kur'ân
âyetlerinden yazılırdı ki duâ,
Kur'ânın
her harfinde, bin derde vardır devâ.
Duânın
fâidesi görüldü hemen o gün.
Ve hiç bir
hastalığı kalmadı o köylünün.
Çok çeşitli
hastalar gelirdi o dergâha.
İyileşirlerdi hep, kalkmadan henüz daha.
Sıhhate
kavuşarak dönerlerdi pür sevinç.
Ölünceye
kadar da, hasta olmazlardı hiç.
|