|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
YERDEN SU FIŞKIRDI
Bir gün “Emîr
Buhârî”, bâzı talebesiyle,
Bir yere
giderlerdi, ziyâret gâyesiyle.
Az sonra,
namâz vakti gelmiş idi ki, ancak,
Su yoktu o
mahalde durup abdest alacak.
"Emîr"in
bir elinde asâsı vardı o an.
Onu yere
vurunca, "Su" fışkırdı oradan.
Talebeler
sevinip, içip ferahladılar.
Sonra
abdest alarak, namâzları kıldılar.
Bir gün de
"Emîr Sultân", abdest alıyor iken,
Yanına, bir
talebe gelip durdu şehirden.
Nereden
geldiğini sordu "Emîr Buhârî".
Şehirden
geldiğini arz edince o dahî,
Sordu ki: (Bizim
için, halk neler söylüyorlar?)
Arz etti
ki: (Kimyâya mâliktir o diyorlar.)
Buyurdu: (Çok
mu merak eyledin bu husûsu.
Yâni
kimya odur ki, altın olur akan su.)
O böyle
söyleyince, kolundan akan sular,
Henüz yere
düşmeden, hemen “Altın” oldular.
O zaman
buyurdu ki: (Bu kelâmımız fakat,
Hikâye
için idi, değildi arzu, murat.)
Böyle
buyurunca da, “Su” oldu yine altın.
Emîr’e
bağlılığı fazlalaştı o zâtın.
Yine bir
tüccar vardı, “Hoca Abdullah” diye.
Bir gün
"Emîr Sultân"a sarık etti hediye.
Teşekkür
eyliyerek "Emîr" de o tüccara,
Ona, kendi
cebinden bir miktâr verdi para.
Tüccar, "Emîr
Sultân"dan o parayı aldı ve,
Ellerini
öperek, ayrılıp gitti eve.
Çarşıdan
geçiyorken, gördü ki bir aralık,
Bir “Elmas”
satılıyor, toplanmış kalabalık.
Merakla
fiyatını gidip suâl etti hem.
Sâhibi,
cevâbında dedi: (Otuzbin dirhem.)
O elması
almayı çok istemişti, fakat,
Parası
olmayınca, etmedi pek iltifât.
İşitti o
esnâda gâibden bir nidâyı.
Diyordu ki:
(Say hele cebindeki parayı.)
Sayınca,
çok şaşırıp hayret etti o demde.
Zîrâ fazla
çıkmıştı "Otuzbin dirhem"den de.
Sevinip, o
elması alıp eve giderken,
Bir yehûdî
tüccarı yanına geldi hemen.
O elmasa
baktı ve dedi: (Bunu bana sat.
Tam
yüzotuzbin dirhem, senin olsun şu sâat.)
Elması ona
satıp, düşündü ki hem dahî:
“Bu iş,
Emîr Sultânın kerâmeti Vallahi.”
Tam âşıkı
olarak bu evliyâ kişinin,
Gâyet büyük
bir "Dergâh” yaptırdı onun için.
|