|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
NİÇİN ZELZELE OLDU?
O devirde
Bursa’da, şeyhülislâm olan zât,
Bir gün,
Ulu câmi'de ediyordu nasîhat.
O da, "Emîr
Sultân"dan görerek tahsîlini,
Almıştı o
büyükten ilmî icâzetini.
O vaaz
esnâsında, "Emîr Sultân", dergâhtan,
Birisini,
çarşıya göndermişti sabahtan.
O talebe
giderken, öğrendi ki o sâat,
Şeyhülislâm, câmide eder vâ’z-ü nasîhat.
Düşündü:
“Gideyim de, o vâ'zı dinliyeyim.
İlminden
istifâde ve feyiz edineyim.”
O, böyle
düşünerek gitti Ulu câmi'ye.
Lâkin o
girer girmez câmiden içeriye,
Kuvvetli
bir "zelzele" başladı ki o sâat.
Kendini
dışarıya zor attı o cemâat.
Ve lâkin
gördüler ki, az önceki zelzele,
Dışarıya
çıkınca, kalmadı zerre bile.
Onlar bunu
görüp de, câmiye girince tam,
Baktılar
ki, zelzele ediyor yine devâm.
Tekrardan
dışarıya çıktılarsa da, fakat,
Gördüler
ki, dışarda yok zelzele ve âfât.
Bunu,
şeyhülislâm da gördü ve hayret etti.
Başını öne
eğip, murâkabe eyledi.
Sonra o
cemâate dedi ki: (Ey insanlar!
İçerde,
hocamızı dinlemiyen biri var.
Ondan
"Emîr Buhârî" etmişti bir şey talep.
O,
gelmiş vâz dinliyor burada, neden acep?
O kimse
dışarıya çıksın ki çok acele,
Yoksa
helâk edecek bizi hep bu zelzele.)
O bunu
işitince, dışarı çıktı hemen.
O çıkınca,
zelzele kesildi hakîkaten.
Mahcûbiyyet
içinde dergâha döndü yine.
Derdi: “Nasıl
bakarım ben hocamın yüzüne?”
O, bu
düşünce ile dergâha vâsıl oldu.
Girip selâm
vererek, bir kenara oturdu.
"Emîr
Sultân",
hiddetle ona baktı bir kere.
Talebe, o
dehşetten bayılıp düştü yere.
Kendine
gelemedi hattâ o uzun müddet.
Ayılınca,
hocası etti yine merhamet.
Buyurdu ki:
(Ey oğlum, dünyevî ve uhrevî,
Hangi
ihtiyâcınız karşılanamadı ki,
Gidip
başkalarından istiyorsunuz yardım.
Bu, hiç
talebeliğe yakışır mı evlâdım?
Talebe,
hocasından, çeşitli nîmetlere,
Kavuşunca,
gider mi daha başka bir yere?
Bu türlü
davranışlar, bu yolda hem ayıptır.
Hem de bu,
onun için kazanç değil, kayıptır.
Lâkin yine
bu îkâz, nîmettir senin için.
Yoksa
farkına bile varamazdın bu işin.)
|