|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
İHLÂS OLMAYINCA
Bir sohbet
esnâsında, "Emîr Sultân"a bir zât,
Bir suâl
tevcîh etti, dedi: (Fahr-i kâinât,
Yalnız
rûh olarak mı çıkmış idi Mîrâca?
Rûh-beden birlikte mi yoksa çıktı acabâ?)
Şöyle cevap
verdi ki: (Ceddim Resûl-i ekrem,
Birlikte
çıkmış idi, rûh ve bedeniyle hem.
Hem
mekânsız, zamansız, keyfiyetsiz olarak,
Allahü
teâlâyı gördü, bu da muhakkak.
Göz, kulak,
sinir gibi olmadan bir vâsıta,
Rabbî ile
konuştu, şüphe yok bu hususta.
Cebrâil
gökten yere, yerden dahî göklere,
Her gün
iner çıkardı, hem günde bir çok kere.
Nasıl ki bu
hakîkat olunamazsa inkâr,
Bu husus
da, gün gibi gâyet açık, âşikâr.)
Bir gün de,
talebeye, Nisâ sûresindeki,
Yüzyirminci
âyetin tefsîrinde dedi ki:
(Bizim bu
yolumuzda, gaflete yer olmaz pek.
Şeytânın
aldatması kavîdir, dikkat gerek.
Avâmı,
başka türlü o aldatır durmadan.
Âlim
olanları da, aldatır başka yoldan.
Nitekim "Mûsâ
Nebî" zamanında birisi,
Vardı ki, o
kimsenin çoktu dînî bilgisi.
Hattâ “İsm-i
âzam”ı biliyordu o kimse.
Kabûl
ediliyordu her ne duâ ederse.
Lâkin Belka
şehrinin kâfir vâlisi "Belak",
Bu “Bel'âm”
denen zâtı yanına çağırarak,
Dedi: (Duâ
eyle ki, Mûsâ'nın askerleri,
Bizim bu
şehrimize girmeyip, dönsün geri.)
Pek çok da
"Dünyâ malı" vâdetti ona bir de.
"Ölüm"le
tehdît etti yapmadığı takdirde.
O da, "Dünyâ
malı"na mâlesef aldanarak,
Yâhut da
“Öldürürüm!” tehdîdinden korkarak,
Mûsâ
Nebî'ye karşı, bedduâ eyleyince,
Mürted
olup, îmânı gidiverdi hemence.
Dünyâyı
âhirete tercîh edip o ahmak,
Ebedî
felâkete düştü sonsuz olarak.
Dediler: (Âlimlerin
böyle olursa hâli,
Biz gibi
câhillerin, nice olur ahvâli?)
Buyurdu:
(Evliyâdan bir Hasen-i Basrî var.
İbâdet
ediyorken evinde bir zamanlar,
Elinde, çok
“Yular”la şeytânı gördü o an.
“Bunları ne
yaparsın?” diyerek sordu ondan.
Dedi ki:
“Amelinde ihlâssız olanları,
Bulup,
boyunlarına geçiririm bunları.
Artık
benim mahkûmum olurlar onlar elbet.
Ve hiç
tek başlarına edemezler hareket.”
İşte ey
kardeşlerim, çok mühimdir bu "İhlâs".
İhlâssız
amellerden fâide hâsıl olmaz.)
|