|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
PÂDİŞÂH OLACAKSIN
Yıldırım
Bâyezid Hân, edince bir gün vefât,
Belirsizlik
vardı ki: "Kime kaldı iş bu taht?"
Oğlu “Çelebi
Mehmet” üzülüyordu buna.
Bir gün
Molla Alî’yi çağırdı huzûruna.
Dedi: (Ey
Molla Alî, ölünce pederimiz,
Mâlesef bir
tarafa dağıldık herbirimiz.
Kardeşlerim
Mûsâ ve Îsâ Çelebileri,
Görürüm,
tahta geçmek arzu eder her biri.
Gel, rağbet
etmiyelim ikimiz taht-ü tâca.
Gidelim
Allah için, seninle şimdi hacca.)
Hem bunları
söylüyor ve hem de ağlıyordu.
Bu duygular
içinde, uyuyup rüyâ gördü.
Baktı ki,
dedeleri Murâd Hüdâvendigâr,
Yanında,
evliyâdan “Emîr Buhârî” de var.
Emîr
Sultân, çağırıp bu "Çelebi Mehmed"i,
Ona bir “Kılıç”
ile, eyerlenmiş “At” verdi.
Sonra da
buyurdu ki: (Dinle ey yiğit evlât!
Sana
nasîb olacak babandan sonra bu taht.
Haydi,
kalk ata binip, kılıcını kuşan da,
Senden
hizmet bekliyor din ve devlet şu anda.)
Sabahleyin
uyanıp, gitti Molla Alî’ye.
Ki, sorsun
“Bu rüyânın tâbiri nedir?” diye.
O dedi ki:
(Tâbiri, şudur ki bu rüyânın,
Sen,
Osmânlı tahtına geçersin bugün yârın.)
Gerçekten
hâdiseler muvâfık oldu buna.
Geçti
Mehmed Çelebi Âl-i Osmân tahtına.
Yine
İznik’te medfun, var ki bir veliyyullah,
O zâtın
meşhur ismi, “Eşref oğlu Abdullah.”
Bu kişi,
gitti bir gün Bursa vilâyetine.
Lâkin "Emîr
Sultân"ın gidemedi kabrine.
Ziyâret
edemeden, İznik’e etti avdet.
Ve bundan
ötürü de, üzüntü duydu gâyet.
Lâkin yolda
rastladı, o İbrâhim Paşa'ya.
Dedi ki: (Siz
herhâlde gidersiniz Bursa’ya.)
O da (Evet)
deyince, buyurdu ki: (Ey Paşam!
Öyleyse
benim sizden var ki şimdi bir ricâm,
Giderseniz, söyleyin siz Emîr Buhârî’ye:
"Size,
Eşrefoğlunun selâmları var" diye.)
Paşa (Olur)
dedi ve Bursa’ya vardı o gün.
Hemen
ziyâretine giderek o büyüğün,
Mübârek
ruhlarına okuyup Fâtihalar,
Dedi: (Eşrefoğlunun
size selâmları var.)
“Aleyküm
selâm!” diye, geldi bir heybetli ses.
Bizzât
kendi sesiydi, işitti bunu herkes.
Paşa,
kendinden geçti bu ses ile âdetâ.
Bir müddet
kendisine gelemedi o hattâ.
|