|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
EMÎR SULTÂNA GİT!
Hacı
Bayrâm-ı Velî, bâzı talebesiyle,
Geldi "Emîr
Sultân"la görüşmek gâyesiyle.
O gün, Emîr
Sultân'ın harâbe olan evi,
Tâmir
edildiğinden ordaydı kendileri.
Usta ve
marangozlar, hepsi çalışıyordu.
Kimisi
kalasları yukarı taşıyordu.
Hacı
Bayrâm-ı Velî, oraya geldiğinde,
"Emîr
Sultân" ayakta duruyordu beride.
Biraz
sonra, yukarda çalışan o işçiler,
Büyükçe
"bir kalas"ı aşağı düşürdüler.
O yöne
bakıyordu "Emîr" de o arada.
Kalas,
hızla düşerken takıldı orta yerde.
Bir müddet
oracıkta kaldıktan sonra yine,
Düştü zarar
vermeden boş zemin üzerine.
Hacı
Bayrâm, kalbinden eyledi ki şöyle arz:
“Kerâmetiniz
ile kurtulup olduk halâs.”
Onun
düşüncesini anlayıp "Emîr Sultân",
Dedi: (Biz,
kerâmeti düşünmedik o zaman.
İnşaatın
altında, çocuklar oynuyordu.
Tam onların
üstüne hız ile iniyordu.
Zarar
vermesin diye kalas o çocuklara,
Allaha
sığınarak, duâ ettik o ara.
Gâyemiz,
kurtarmaktı onları bu âfetten.
Zîrâ velî,
utanır izhâr-ı kerâmetten.)
“Yahyâ
Halîfe” diye, vardı ki yine bir zât,
O da, kendi
hâlini anlatır şöyle bizzât:
Ben, ne
zaman duysam ki: “Şu yerde bir velî var.”
Hizmetine
koşmayı bilirdim çok büyük kâr.
Çünkü
işitmiştim ki, Allah dostu "Velîler",
Kararmış
gönülleri temizleyiverirler.
Onların
bakışları, kalp derdine devâdır.
Onların
sözlerinde, Rabbânî tesir vardır.
Bir gün "Emîr
Sultân"ın talebesinden olan,
“Sinan
Halîfe” diye halk içinde tanınan,
Birini de
işitip, koştum onun yanına.
Dedim ki:
(Bir teveccüh, bir himmet edin bana.
Murâdım,
elinizde tam tövbekâr olmaktır.
Ve nefs-i
emmâremin şerrinden kurtulmaktır.
Zîrâ kendi
başıma uğraşsam da ne kadar,
Nefsimin
pençesine düşerim yine tekrar.)
Ben böyle
söyleyince, dedi ki o da bana:
(Mâdem
ki hâl böyledir, sen git Emîr sultâna.
Onun
nûrlu kabrinde, duâ eyle, tövbe et.
Onun
yardımı ile, murâdın olur elbet.)
Oradan
ayrılarak, gittim Bursa iline.
Vardım Emîr
Sultân'ın nûr saçılan kabrine.
Artık o
azgın nefsim, yola geldi bihakkın.
Zîrâ tövbe
etmiştim huzûrunda o zâtın.
|