|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
SÖZ DİNLEMİYENİN HÂLİ
Talebesinden olan “Yahyâ” isminde bir zât,
Yaşadığı
vak'ayı anlatır kendi bizzât.
Diyor ki:
Küffâr ile cenge katılmak için,
Hocam "Emîr
Sultân"a arz edip, aldım izin.
Lâkin
buyurdular ki: (Bu gittiğin gazâdan,
Daha
başka bir harbe girmiyesin sonradan.)
Kazanmamız
için de, eyledi hayır duâ.
Ellerini
öperek, eyledim ona vedâ.
O savaşa
katılıp, küffâra gâlip geldik.
Ve hem de
çok miktârda ganîmet elde ettik.
Aradan
zaman geçti, bana, arkadaşlarım,
Dediler:
(Şu cenge de seninle katılalım.
Sen hayırlı
adamsın, gel bulun aramızda.
Hem ganîmet
alarak çoğalır malımız da.)
Dedim ki:
(İkinciye, vermedi hocam izin.
Katılmam
doğru olmaz bu harbe bunun için.)
Ben böyle
dediysem de, onların ısrârıyla,
Kabûl edip,
nihâyet birlikte çıktık yola.
Lâkin
mağlûb olunca, olduk çok müteessir.
Kimimiz
şehîd oldu, kimimiz düştü esîr.
Biz, birkaç
kişi ile birlikte "Esîr" olduk.
Ve düşman
kalesinde, bir zindana konulduk.
Ben, hocamı
düşünüp, ümîd ederdim ki hep:
Buradan
kurtulmama, o olur yine sebep.
Nöbetçilerden biri gelerek bir gün bana,
Gizlice
söyledi ki: (Ben de geldim îmâna.
Zîrâ
bana rüyâda, göründü Emîr Sultân.
Onun
bereketiyle, şimdi oldum müslümân.)
Giydirdi
sonra bana kendi elbisesini.
Dedi: (Çık
gez dışarda, bilsinler bizden seni.
Ben
derim ki, bu esîr girmiştir bizim dîne.
Bir
zahmet ve eziyyet vermeyin kendisine.)
Ben artık
dışarlarda serbest geziniyordum.
Halâs olmam
için de, çok duâ ediyordum.
Bir gün,
yalnız olarak oturur idim ki ben,
Çeşitli
gürültüler gâibden geldi birden.
Sanki bir
alay asker, bana yaklaşıyordu.
Sanki rûh
âleminden, yardım erişiyordu.
O sırada,
eliyle kolumdan tuttu bir zât.
Onun kim
olduğunu bilemedim ben fakat.
“Kurtuluyorum”
diye düşündüm o sırada.
O esnâda
kendimi buluverdim Bursa’da.
Günlerden
Cumâ idi, baktım ki müslümânlar,
Cumâ namâzı
için câmiye gidiyorlar.
Birisi beni
görüp, gitmiş "Emîr Sultân"a.
Ve beni
gördüğünü, söylemiş hemen ona.
Az sonra
ben de gidip, yüz sürdüm eşiğine.
Katıldım
ben de o gün, talebesi içine.
|