|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
ATEŞ KÖZÜ VE MENDİL
Kumlar “Altın”
olunca, Vâlide Sultân hemen,
Emîr'in
talebine “Peki” dedi gönülden.
Kalbi gâyet
müsterih ve râhattı oldukça.
Ve hemen o
günlerde hazırlattı bir bohça.
Koydu
içerisine, hediye "mendil, gömlek".
Gönderdi
dâmâdına birisine vererek.
Bohça
geldiği zaman, "Emîr" de o arada,
Mangalını
yakmış ve otururdu odada.
Sohbet
ediyorlardı talebesiyle o an.
Girdi o
vazîfeli içeri tam o zaman.
Bohçayı arz
ederek, izinle girdi söze.
Dedi: (Vâlide
Sultân gönderdi bunu size.)
Emîr
Sultân, bohçayı aldı kabûl ederek.
Yer
gösterdi gelene, teşekkür eyliyerek.
Sonra bir
mendil alıp o bohçanın içinden,
“Köz”
koydu arasına, mangalın ateşinden.
Sonra da,
uçlarını kapatıp onun yine,
Verdi
tebessüm ile o kimsenin eline.
Dedi:
(Selâm söyleyin vâlideye dönüşte.
Biz
fakîr dervîşten de hediye budur işte.)
O,
şaşkınlık içinde mendili aldı, ama,
Düşündü:
"Ne acâyip, ne garip bir muammâ."
Çıkıp yolda
giderken, merak ederdi ki hep:
“O közler,
bu mendili yakmıyor, neden acep?”
Böyle,
saraya kadar zor tuttu kendisini.
Gelip, Emîr
Sultânın verdi hediyesini.
Sarayda,
merak ile açılınca o mendil,
Gördü ki,
içindeki hiç "Ateş" ve "Köz" değil.
Gözleri
kamaştıran bir “Elmas" parçası var.
Bunu, saray
halkı da görüp dona kaldılar.
Öğrenince
memurdan sonra da hakîkati,
Dediler ki:
(Bu onun, büyük bir kerâmeti.)
Lâkin
Bâyezid dahî vâkıf oldu bu işe.
Dedi: (Veriliyormuş
kızımız bir dervîşe!)
Üzülüp, bir
paşanın emrine kırk sipâhî,
Verip,
emreyledi ki: (Git Bursa’ya sen dahî.
Kızım
Hindû Sultânla, o dervişin, âcilen,
Başlarını keserek, al getir bana hemen!)
Geldi
Süleymân Paşa Bursa’ya bu iş için.
Lâkin
Vâlide Sultân vermedi buna izin.
Onlar
dinlemiyerek saldırdılar saraya.
Dediler: (Bu,
emirdir, siz girmeyin araya.)
Lâkin "Emîr
Sultân"a yaklaşmıştı ki onlar,
Birden bire
gâibden fırladı bir çok "Oklar".
Kırk adet
sipâhîye, ok atıldı kırk adet.
Hepsi,
cansız olarak yere düştü nihâyet.
Allahın
yardımıyla "Hindû" ve "Emîr Sultân",
O gün halâs
oldular onların hücûmundan.
|