|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
KUMLAR ALTIN OLDU
"Hindû
Fâtıma Sultân", düşünür idi ki hep:
“Bundan,
Emîr Sultân'ın haberi var mı acep?
Bunu,
nasıl, kiminle sordursam kendisine?"
Deyip, açtı
gizlice bunu hizmetçisine.
Dedi ki:
(Bu rüyâyı anlat Emîr Sultâna.
Bakalım ne
şekilde bir cevap verir sana.)
O gidip
anlatınca: dedi: (Mâlûmumuzdur.
Gördükleri o rüyâ, sahîh, yâni doğrudur.
Kıyıldı
nikâhımız Rabbimiz tarafından.
Dînimiz
üzre dahî, kıyılmalıdır el’an.)
Bunu,
"Hindû Sultân"a söyleyince hizmetçi,
Memnun olup
sevindi, râhatladı pek içi.
Peşinden "Emîr
Sultân" gönderdi ki dünürler,
Pâdişâhın
kızını gidip talep edeler.
Lâkin
Vâlide Sultân, vermek istemedi pek.
Red dahî
edemedi açıkça söyliyerek.
İşi, zora
sürdü ve dedi ki dünürlere:
(Benden
cevap olarak söyleyin ki Emîr’e:
"Kırk
deve yükü altın" getirir ise şâyet,
Bu takdirde
kızımı, veririm ona elbet.)
Gelip Emîr
Sultâna, verince bu haberi,
Dedi ki: (Göndersinler
öyleyse develeri.)
Bu, Vâlide
Sultâna haber verildiğinde,
Bir telâş
ve kargaşa oldu saray içinde.
Dediler:
(Nasıl olur, bir fakîr, garip dervîş,
Kırk
deve yükü altın bulacak, olmaz bu iş.
Hem de
pâdişâhımız ne derler ki bu işe?
Verilir
mi sultânın kızı hiç bir dervîşe?)
Lâkin
Vâlide Sultân, söz vermişti bir defâ.
Geriye
alamadı o vâdini bir daha.
İlgili
memurlara derhâl emir verdi ve,
Hazırlıklar
yapılıp, yola çıktı "Kırk deve".
Emîr
Sultân, onlara buyurdu: (Gelin beri!
Şu çayın
kenarında durdurun develeri.)
Ve yerdeki
kumları göstererek onlara,
Buyurdu ki:
(Şunları doldurun çuvallara.)
Deveciler,
"Kum" ile doldurup çuvalları.
Develerin
sırtına yüklediler onları.
Nihâyet
kırk deveden hâsıl olan bu kervan,
Saraya
müteveccih, oldular yola revân.
Bunu merak
ederken saray halkı be gâyet,
O develer,
saraya vâsıl oldu nihâyet.
Emîr Sultân
buyurdu: (Boşaltın heybeleri!
İnşallah
altın olur o kumların herbiri.)
Saray
mensublarının gözlerinin önünde,
Heybedeki o
kumlar “Altın” oldu o günde.
Vâlide
Sultân dahî, görüp bu kerâmeti,
Onun bu
isteğini mecbûren kabûl etti.
|