|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
O GENÇ KİM İDİ?
Vaktâ ki
teşrîf etti Bursa’ya "Emîr Sultân",
Bâyezid
Hân, küffârla savaşıyordu o an.
Osmânlının,
bu harpte, çok zâyiâtı vardı.
Kimi şehîd,
kimi de yara alıyorlardı.
Bu esnâda "Genç"
biri, askerin arasında,
Dolaşıp,
yaraları sarıyordu ânında.
O sırada
Sultân da, yaralandı âniden.
“Yarayı
sarsın” diye, çağırdı genci hemen.
"Emîr
Sultân" geldi ve bir "Mendil" çıkararak,
Sultânın
yarasını sardı serî olarak.
Sabahleyin
kalkınca, baktı ki yaralılar,
İyileşmiş o
gencin sardığı o yaralar.
"Sultân"
da, merak ile yarayı açar iken,
Sarılan o "Mendil"e
hayretle baktı birden.
Zîrâ o,
hanımının, nişânlıyken vaktiyle,
Verdiği bir
"Mendil"in yarısıydı ayniyle.
“Bu, nasıl
olabilir?” diye çok etti merak,
Dedi: (Bana
getirin, onu hemen bularak.)
Çok
aradılarsa da, bulamadılar onu.
Sultân çok
merak etti, onun "Kim" olduğunu.
Yine,
Niğbolu’da da, Yıldırım Bâyezid Hân,
Kaleyi
almak için savaşırdı pek yaman.
Peşpeşe
hücûmlarla, düşmedi yine kale.
Yıldırım
Bâyezid Hân, çok üzüldü bu hâle.
Nihâyet
hücûmların en şiddetli ânında,
Peydâ oldu
"aynı genç" gâzilerin yanında.
Kalenin
kapısını, gidip açtı bu sefer.
Kâfirler
teslîm olup, fetih oldu müyesser.
"Emîr
Sultân" açmıştı Niğbolu kalesini.
Lâkin gören
olmadı, bir daha kendisini.
Pâdişâh
emretti ki: (Tez o genci bularak,
Getirin
huzûruma, hem de âcil olarak.)
Herkes onu
bulmaya olduysa da seferber,
Lâkin
mümkün olmadı bulmak yine bu sefer.
Pâdişâhın
kızı da, Bursa’da, bu arada,
"Sevgili
Peygamber"i görmüş idi rüyâda.
Ve ona,
Resûlullah buyurmuştu ki şöyle:
(Sen
evlen evlâdımdan Muhammed Buhârî'yle.)
Edeb, hayâ
timsâli “Hindû Fâtıma” Sultân,
Bu rüyâyı,
kimseye açamadı bir zaman.
Lâkin
ertesi gece, "Resûl"ü gördü yine.
Ve şöyle
buyurdular rüyâda kendisine:
(Âhirette şefâat istersen eğer benden,
Evlâdımdan Muhammed Buhârî ile evlen.)
Düşündü:
“Emîr Sultân, bir genç fakîr ve garip,
Acabâ o
hâliyle olur mu bana tâlip?
Acep haberi
var mı onun dahî bu işten?"
O, bunları
düşünüp, üzülürdü hep içten.
|