|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
RÂHİBİN ÎMÂNI
Bir
hıristiyan râhip, "Bursa"daki bir dağda,
Tek başına
yaşardı, yalnız bir mağarada.
Senenin son
ayında, Bursa'ya iniyordu.
Bir ay,
tenhâ bir yerde inzivâ ediyordu.
Aşağıya
inince bu râhip mağaradan,
Ziyârete
gelirdi halk ona her taraftan.
Zîrâ hasta
insanlar, inanırdı ki şöyle:
Şifâya
kavuşulur onun duâsı ile.
Meselâ kör,
kötürüm, yâhut dilsiz ve sağır,
Veyâ başka
bir dertten kim varsa mutazarrır,
O, bir duâ
edince, kör başlardı görmeye.
Kötürüm
sağlam olup, başlardı yürümeye.
Vaktâ ki
teşrîf etti Bursa'ya "Emîr Sultân",
O râhibi
görmeye gidiverdi bir zaman.
Râhip: (Ey
Emîr Sultân, safâ geldin!) diyerek.
Aldı hemen
içeri iltifât eyliyerek.
Lâkin Emîr
Buhârî, sordu ki hemen ona:
(Benim
“Emîr” olduğum, nereden mâlum sana?)
Dedi:
(Gördüm rüyâda, senin büyük ceddini.
O Resûl
haber verdi, senin geleceğini.)
Sordu Emîr
Buhârî: (Ey râhip, öyle ise,
Ne için
gelmiyorsun îmâna, söyle bize.)
Dedi:
(Ceddin Muhammed huzûrunda ben o an,
Kelime-i
şehâdet getirip ettim îmân.)
Yine Ulu
Câmi’nin yerinde, tâ o zaman,
Bir câmi
yaptırmayı istedi "Bâyezid Hân".
Lâkin bir
acûzenin evi vardı arsada.
Bir türlü
satmıyordu evini, ne olsa da.
Verilip her
arsanın ne ise değerleri,
İstimlâk
edilerek alınmıştı her biri.
Onun evi
kalmıştı arsa içinde bir tek.
Lâkin yaşlı
kadını, zordu kabûl ettirmek.
Yıldırım
Bâyezid Hân, kadına bizzât gidip,
Ricâ etti
ise de, vermedi inâd edip.
Kadın,
pâdişâha da deyince: (Hayır, olmaz!)
Gidip, Emîr
Sultâna bu işi eyledi arz.
Dedi ki: (Çok
muhtâcız sizin himmetinize.
Zîrâ
bunu hâlletmek, imkânsız oldu bize.)
"Emîr
Sultân" dinleyip, üzüldü buna o da.
Gece namâz
kılarak, Rabbine etti duâ.
Kadın,
şöyle bir rüyâ gördü gece bu kere:
Mahşer
olmuş, insanlar toplanmış hep bir yere.
Müslümân
olanlardan, Cennete gitti herkes.
Sırf o
gidemeyince, üzülüp duydu bir ses.
Diyordu ki:
(Cennete istiyorsan gitmeyi,
Sat
evini sultâna, bırak inâd etmeyi.)
Uyanınca,
kalbinde buldu bir ulvî huzûr.
Ve gördü
ki, evini, kaplamış büyük bir nûr.
Sabahleyin
sultâna giderek sonra hemen,
Dedi ki:
(Bu evimi, hibe ettim sana ben.)
|