|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
BİR KERÂMETİ
Süleymân
Şâh devrinde, Penç kalesi, bir zaman,
Alınmak
istenmişti mü’minler tarafından.
Muhâsara
ânında, "Yirmi" kadar mücâhit,
Azık
getirmek için gittikleri bir vakit,
Önlerine,
âniden çıktı düşman askeri.
Hem de "Yediyüz"
kadar var idi adetleri.
Gâzilerin
sayısı az olduğundan böyle,
Esîr aldı
onları kâfirler tamâmiyle.
Ve oradan,
on günlük mesâfede bulunan,
Bir kaleye,
onları hapsettiler sonradan.
Gündüz
çalıştırdılar kalenin hâricinde.
Zincire
vururlardı, gece, kale içinde.
Onların
içlerinde "Ahmet" isminde bir zât,
Vardı ki, o
günleri anlatır şöyle bizzât:
Altı
arkadaşımla, beni bir gün kâfirler,
Bir papazın
yanına, hizmet için verdiler.
Papaz bize
derdi ki. (Siz, bizim dînimize,
Girerseniz, eziyet yapılmaz aslâ size.
Hattâ
evlendiririz burada hepinizi.
Ve pek
çok para verip, zengin ederiz sizi.)
Onun bu
teklîfine, biz edince îtirâz,
Bir daha bu
teklîfi etmedi bize papaz.
"Yortu
günü" gelmişti bir de bu kâfirlerin.
Hepsi içki
içtiler papaz ve râhiplerin.
Ben ise,
zincirlere bağlı bir vaziyette,
Mahbûs ve
yatıyordum hücrede o sâatte.
O gece
yarısında, uyuyup rüyâ gördüm.
“Emîr
Sultân geliyor!” diye bir nidâ duydum.
Sesin
geldiği yere dönüp baktım o sâat.
Gördüm
yeşil cübbeli, nûrânî yüzlü bir zât.
Benim
yanıma gelip, çözdü o zincirleri.
Dedi ki: (Kalkın
çabuk ve terk edin bu yeri!)
O esnâda
uyanıp, gördüm ki hakîkaten,
O kalın
zincirlerden kurtulmuşum tamâmen.
Sevinip
şükrederek, çıktım hemen dışarı.
Ve gidip
uyandırdım diğer arkadaşları.
Hepsinin
zincirini çözerek o arada,
Gördüğüm o
rüyâyı, anlattım onlara da.
Onlar da
çok sevinip, terk eyledik o yeri.
Baktık ki,
papazların sarhoş olmuş herbiri.
Kılıçları,
duvarda asılı duruyordu.
Nöbetçiler
de sızmış, hepsi de uyuyordu.
O kılıçları
alıp, çıktık hapishâneden.
Ve deniz
kıyısına, âcilen vardık hemen.
Baktık,
bizi bekliyor o kıyıda bir sandal.
Ona binip,
acele açıldık yola derhâl.
Evimize,
sağ sâlim ulaştık en nihâyet.
Ve
Bursa’da, kabrini, gidip ettik ziyâret.
|