|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
DUÂSI MAKBÛLDÜ
Hazreti "Emîr
Sultân", Buhârâ’da bir kere,
Sohbet
ediyorlardı kıymetli pederiyle.
O sırada,
bir kişi geldi ki yanlarına,
Perîşân
hâli vardı, acıdılar çok ona.
O dedi: (Buhârâ’da
var idi ki bir bahçem,
Onun
mahsûlü ile oluyordu geçinmem.
Bir fırtına
oldu ki geçen gün Buhârâ'da,
Ağaç ve
sebzelerim kurudu bu arada.
Âile
efrâdım da, bir hayli kalabalık.
Bu hâlde
geçinmemiz, çok müşkil oldu artık.
Ey Resûlün
evlâdı, eyle bana inâyet.
Ferahlığımız için, bu fakîre duâ et.)
O an "Emîr
Sultân"ın babası Seyyid Alî.
Dinleyip
çok üzüldü, içi yandı bir hayli.
Dedi ki:
(Rızıklara kefîldir cenâb-ı Hak.
Seni de,
bu belâdan halâs eder muhakkak.)
Buna, "Emîr
Sultân" da üzülmüştü iyice.
O zâtın
bahçesine gizlice gitti gece.
Ağlıyarak,
Rabbine eyledi şöyle niyâz:
(Yâ
Rabbî, bu kulunu bu dertten eyle halâs.
Bu zâtın
bahçesinde ne kadar varsa nebât,
Ver
onlara yeniden bir canlılık ve hayât.)
Onun bu
hâlisâne duâsı kabûl oldu.
Ağaçları
canlanıp, dalları meyve doldu.
Ertesi gün
o kişi, gelince bahçesine,
Gördü ki,
hayât gelmiş ağaçların hepsine.
Herbiri
meyve ile dolmuş hem de begâyet.
Bu vaziyeti
görüp, şaşırdı, etti hayret.
Sevinip,
ağaçlara bakarak biraz daha,
Ellerini
kaldırıp, niyâz etti Allaha.
Dedi: (Ey
rızıklara kefîl olan Allahım!
Bu bostanın
hâlini, ben âciz anlamadım.
Dünkü gün,
ölü iken ağaç ve nebâtlar hep,
Bu gün
hepsi canlanmış, hikmeti nedir acep?
Yoksa "Hızır"
mı geldi bu gece bu bahçeye?
Bildir bu
hakîkati bu garip bîçâreye.)
O, böyle
duâ edip, düşünürdü ki, o an,
Bahçenin
bir ucunda göründü "Emîr Sultân".
Onu görüp
anladı, bu işin hikmetini.
Bildi "Emîr
Sultân"ın büyük kerâmetini.
Onun
bereketiyle olduğunu bu işin,
Anlayıp,
koştu ona, elini öpmek için.
Ve lâkin
birkaç adım gidince o tarafa,
Gözlerinin
önünde, o kayboldu bu defâ.
Bu kerâmeti
dahî görür görmez o kişi,
Daha yakîn
olarak idrâk etti bu işi.
Bildi ki, "Emîr
Sultân" bir evliyâ mutlaka.
Bahçenin bu
hâlini, anlattı gidip halka.
|