|
26
- EMÎR SULTÂN
(Rahmetullahi Aleyh)
EVLÂD-I RESÛLDENDİR
“Muhammed
bin Alî”dir asıl ismi bu zâtın.
Kerîm
evlâdındandır Server-i kâinâtın.
Zâhirî
ilimlerin hepsine oldu vâkıf.
Mânevî
ilimde de, oldu bir mutasavvıf.
Binüçyüz
altmışsekiz yılında doğan bu zât,
Ve
bindörtyüz otuzda, "Bursa"da etti vefât.
"Buhârâ"da
doğdu ve orada gördü tahsîl.
Mekke ve
Medînede ilmini etti tekmîl.
“Seyyid”
olup, Buhârâ şehrinde doğduğundan,
“Emîr
Buhârî” diye bahsedilir hep ondan.
“Seyyid
Alî” isminde bir zâttı pederi de.
Herkese
yardımıyle meşhurdu o devirde.
Kur’ân
okumak ile geçerdi vakitleri.
İnsanlara
hizmette, gitmişti pek ileri.
Küçük
kulübesinde, hanımı ile bu zât,
Yaşarlardı
ikisi, mütevâzı bir hayât.
Her gün
ormana gidip, keserek odunları,
Taşıyıp,
fakîrlere dağıtırdı onları.
Getirdi bir
gün yine, ormandan bir yük odun.
Terleri,
sakalından yerlere aktı onun.
Hediye
etmek için onları hâlisâne,
Köyün
fakîrlerini dolaştı hâne hâne.
Sırtında
küfesiyle gezdi de akşama dek.
Lâkin alan
olmadı, onlardan hem de bir tek.
Derlerdi:
(Odunumuz var bizim bu gecelik.
Daha
fakîr olana, bu işte ver öncelik.)
Odunları
verecek bulamayınca kimse,
Duygulandırdı onu o günkü bu hâdise.
Yorgunluktan oturdu, bir ağacın altına.
Ve şöyle
düşünerek şükretti Allahına:
“Bollukla
yaşatırsın bizi sen ey Rabbimiz!
Sayısız,
sonsuz defâ hamd ederiz sana biz.”
O böyle
düşünürken, hanımı da bu kere,
Bir sepet
hurma ile, geldi ve koydu yere.
Dedi ki:
(Talebeniz verdi bu hurmaları.)
O dedi: (Sen
ne için kabûl ettin bunları?
Hurma
var evimizde, sen şimdi bunları al.
Köyün
fakîrlerine götür de dağıt derhâl.)
Aldı o da
eline, o bir sepet hurmayı.
Dolaştı o
gün ev ev, fakîr ve fukarâyı.
Lâkin
dolaştıysa da o köyü hâne hâne,
Kabûl eden
olmadı onlardan tek bir tâne.
O ara, "Seyyid
Alî", ellerini açarak,
Şöyle duâ
ederdi Rabbine yalvararak:
(Yâ
Rabbî, kereminden bir oğul ver ki bana,
Hizmet
etsin bir ömür, hep senin kullarına.)
Rabbimiz,
kendisine bir oğul etti ihsân,
O çocuk
büyüdükte, oldu bir “Emîr Sultân”.
|