|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
SABIR VE TEVEKKÜL
"Akşemseddîn
Efendi" âlim ve velî bir zât.
Çeşitli
mevzûlarda kitaplar yazdı bizzât.
“Risâlet-in
nûriyye” isimli eserinde,
Şöyle
buyurmaktadır “Sabretmek” üzerinde.
(Kim halkın
cefâsına ederse iyi sabır,
Allah,
böyle kimsenin kalbini nûrlandırır.
Kulun
kalbinde olan o “Îmân nûru” yâni,
Sabır ve
tevekkülle, olur daha vicdânî.
Kur’ân-ı
kerîmde de, bu, beyân olunarak,
Meth-ü senâ
ediyor eshâbı cenâb-ı Hak.
Onlar, Hak
teâlâya çok yakın kimselerdi.
"Allahı
görür" gibi ibâdet ederlerdi.
Ve yine bu
seçilmiş kulları, Hak teâlâ,
Çeşitli
mihnetlere kılsa dahî mübtelâ,
Onlar, bu
hâllerinden, hiç etmeyip şikâyet,
Bilâkis
alırlardı onlardan tad ve lezzet.
Zâten kulun
kıymeti, Hak teâlâ indinde,
“Sabır”la
anlaşılır, bir belâ geldiğinde.
O, tevekkül
edip de, gösterdikçe hem sabır,
İyilikleri
artar ve mânen olgunlaşır.
Onun kalp
aynasında olan bütün kir ve pas,
Temizlenip,
kazanır kâmil "Îmân" ve "İhlâs".
"Eyyüb
aleyhisselâm", hastalık illetine,
Sabredip,
nâil oldu Rabbimizin methine.
Hasta yattı
yedi yıl, yedi gün, yedi sâat.
Hiç şikâyet
etmeyip, gösterdi sabır, sebat.
Katiyyen
etmeyince bir gün bile âh-u vâh,
(O, ne
güzel kul!) diye, methetti onu Allah.
“Velî”
de, insanlardan gelen sıkıntılara,
Katlanarak
sarılır, tevekküle ve sabra.
Ne kadar
çok kötülük görse de insanlardan,
Sabredip,
yine yapar hep iyilik ve ihsân.
Toprağa
atılsa da, kötü, pis, fenâ şeyler,
Yine de
çıkar ondan, hoş kokulu çiçekler.
Hak teâlâ,
Kur’ânda, Ankebût sûresinde,
Meâlen
buyurur ki ikinci âyetinde:
(İnsanlar sanır mı ki, edince yalnız îmân,
Öyle
bırakılıp da, edilmezler imtihân?)
Yâni Allah,
kullara, bâzı sıkıntıları,
Gönderip,
imtihâna tâbi tutar onları.
Ve lâkin
Sevgili'den gelen bu sıkıntılar,
İle, “Hak
dostları”nın sevgisi daha artar.
Ne kadar
çok gelirse onlara dert, musîbet,
O kadar çok
sevinip, alırlar fazla lezzet.
Nitekim “Saf
altın”ı elde etmek için de,
Bırakırlar
cevheri, kızgın ateş içinde.
Ne kadar
çok olursa ateşin harâreti,
"Altın"
da, o nisbette saf olur elbetteki.
|