ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

25 - AKŞEMSEDDÎN (Rahmetullahi Aleyh)

NAMÂZIMI O KILDIRSIN

 

"Hacı Bayrâm-ı Velî", ehl-i hâl bir kişiydi.

Akşemseddîn Efendi, onun talebesiydi.

 

Vefâtı yaklaşınca Hacı Bayrâm Velî’nin,

Buyurdu: (Cenâzemi yıkasın Akşemseddîn.

 

Ve yine o kıldırsın cenâze namâzımı.

Ona iletirsiniz benim bu niyâzımı.)

 

O, bunları söyleyip, az sonra etti vefât.

O vakit "Akşemseddîn" orada yoktu fakat.

 

Kimse de bilmiyordu nerede olduğunu.

Lâkin bulmak lâzımdı. nerdeyse derhâl onu.

 

Zîrâ açık olarak yapılmıştı vasiyyet.

Herkes bir şey diyordu. karıştı hâl vaziyet.

 

Üzüntüsü son hadde gelmiş iken herkesin,

Birden işitildi ki: "Geliyor Akşemseddîn!"

 

Ne yapacaklarını şaşırmışken cümle halk,

Bu haber üzerine, sevince oldular gark.

 

İstikbâl eylediler koşarak kendisini.

Ve hemen bildirdiler bu vasiyyet emrini.

 

O dahî, buyurulan vasiyyet üzerine,

Başladı üstâdının en son hizmetlerine.

 

Ve kendi elleriyle defnedip kabre onu,

Sordu, kime ne kadar borcunun olduğunu.

 

Doksan bin akçe” idi, borçları mürşidinin.

Onu da, almış idi kullara hizmet için.

 

Aldı kendi üstüne “Otuz bin” akçesini.

Yakınları aldılar, kalan bakiyyesini.

 

"Akşemseddîn Efendi", o otuz bin akçenin,

Yirmidokuzbin'ini ödedi hemen peşin.

 

Bin akçe” kaldı yalnız, o gün onu verince.

Onu da, alacaklı istiyordu hemence.

 

Bir iki gün müsâde istedi o kimseden.

Lâkin izin vermedi, istedi yine hemen.

 

Hattâ sert bir lisânla sıkıştırınca gâyet,

Üzülüp, o kimseyi içeri etti dâvet.

 

Hânesinin önünde vardı küçük bir bahçe.

Buyurdu: (Şu bahçeye gir de topla bin akçe.)

 

O kimse, girdiğinde o bahçeden içeri,

Gördü hayret içinde binlerle akçeleri.

 

Zîrâ her bir ağacın ve her ot ve nebâtın,

Yaprağı üzerinde, duruyordu "bir altın".

 

Başladı toplamaya onları yerlerinden.

Aldıkça, başka "Altın" konulurdu yeniden.

 

Utandı, mahcûb oldu, vazgeçti "bin akçe"den.

Şaşkın bir vaziyette çıkıverdi bahçeden.

 

Gelip dedi: (Efendim, çok özür diliyorum.

Kalan alacağımı artık istemiyorum.)

 

Lâkin kabûl etmeyip, buyurdu ki: (Ey kimse!

Gir de al o bahçeden, alacağın ne ise.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan