|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
NAMÂZIMI O KILDIRSIN
"Hacı
Bayrâm-ı Velî", ehl-i hâl bir kişiydi.
Akşemseddîn
Efendi, onun talebesiydi.
Vefâtı
yaklaşınca Hacı Bayrâm Velî’nin,
Buyurdu:
(Cenâzemi yıkasın Akşemseddîn.
Ve yine
o kıldırsın cenâze namâzımı.
Ona
iletirsiniz benim bu niyâzımı.)
O, bunları
söyleyip, az sonra etti vefât.
O vakit "Akşemseddîn"
orada yoktu fakat.
Kimse de
bilmiyordu nerede olduğunu.
Lâkin
bulmak lâzımdı. nerdeyse derhâl onu.
Zîrâ açık
olarak yapılmıştı vasiyyet.
Herkes bir
şey diyordu. karıştı hâl vaziyet.
Üzüntüsü
son hadde gelmiş iken herkesin,
Birden
işitildi ki: "Geliyor Akşemseddîn!"
Ne
yapacaklarını şaşırmışken cümle halk,
Bu haber
üzerine, sevince oldular gark.
İstikbâl
eylediler koşarak kendisini.
Ve hemen
bildirdiler bu vasiyyet emrini.
O dahî,
buyurulan vasiyyet üzerine,
Başladı
üstâdının en son hizmetlerine.
Ve kendi
elleriyle defnedip kabre onu,
Sordu, kime
ne kadar borcunun olduğunu.
“Doksan
bin akçe” idi, borçları mürşidinin.
Onu da,
almış idi kullara hizmet için.
Aldı kendi
üstüne “Otuz bin” akçesini.
Yakınları
aldılar, kalan bakiyyesini.
"Akşemseddîn
Efendi", o otuz bin akçenin,
Yirmidokuzbin'ini ödedi hemen peşin.
“Bin
akçe” kaldı yalnız, o gün onu verince.
Onu da,
alacaklı istiyordu hemence.
Bir iki gün
müsâde istedi o kimseden.
Lâkin izin
vermedi, istedi yine hemen.
Hattâ sert
bir lisânla sıkıştırınca gâyet,
Üzülüp, o
kimseyi içeri etti dâvet.
Hânesinin
önünde vardı küçük bir bahçe.
Buyurdu:
(Şu bahçeye gir de topla bin akçe.)
O kimse,
girdiğinde o bahçeden içeri,
Gördü
hayret içinde binlerle akçeleri.
Zîrâ her
bir ağacın ve her ot ve nebâtın,
Yaprağı
üzerinde, duruyordu "bir altın".
Başladı
toplamaya onları yerlerinden.
Aldıkça,
başka "Altın" konulurdu yeniden.
Utandı,
mahcûb oldu, vazgeçti "bin akçe"den.
Şaşkın bir
vaziyette çıkıverdi bahçeden.
Gelip dedi:
(Efendim, çok özür diliyorum.
Kalan
alacağımı artık istemiyorum.)
Lâkin kabûl
etmeyip, buyurdu ki: (Ey kimse!
Gir de
al o bahçeden, alacağın ne ise.)
|