|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
O KABİR ŞURASIDIR
Fâtih
Sultân Mehmed Hân, fetihten sonra bir gün,
Ziyâretine
gitti bu “İslâm büyüğü”nün
O sohbet
esnâsında, arz etti ki: (Ey hocam!
Sahâbe-i
kirâmın büyüklerinden olan,
Ve
mihmandâr-ı Resûl, "Ebâ Eyyüb Ensârî",
İstanbul
surlarına yakınmış nûrlu kabri.
Târih
kitaplarında okumuştum bunu ben.
Yerinin
tesbîtini istiyorum husûsen.)
Buyurdu:
(Şu karşıki tepenin eteğinde,
Devâmlı
nûr görürüm, olmalı o mevkîde.)
Ve hemen
pâdişâhla, büyük "Velî" kalktılar.
O nûr inen
bölgeye, berâberce vardılar.
O yerde
büyükçe bir "Çınar ağacı" vardı.
Akşemseddîn,
çınardan iki tek dal kopardı.
Dikti kendi
eliyle, bir yere birisini.
Az
ilerisine de, dikti ötekisini.
Buyurdu: (Bu
iki dal arasındaki mahâl,
Mihmandâr-ı Resûlün kabridir bir ihtimâl.)
Daha sonra
ayrılıp, gittiler yerlerine.
Ertesi gün,
oraya geleceklerdi yine.
Pâdişâh, bu
tesbîte inanmış idi gerçi.
Lâkin
istiyordu ki, tam râhat etsin içi.
Silâhtar
ağasına emretti ki: (Gidiniz!
O
dalların yerini, gece değiştiriniz.)
(Baş
üstüne!) diyerek, gece gitti o yere.
Dalları,
yirmi adım çekiverdi güneye.
Ertesi gün,
pâdişâh ve yanında hocası,
Geldiler o
mahale, hem silâhtar ağası.
Ve lâkin
gelir gelmez oraya büyük "Velî”,
Buyurdu ki:
(Değişmiş dalların dünki yeri.
Yirmi
adım öteye dikmiştik dalları dün.
Bura
değil, oradır mezârı o büyüğün.)
Pâdişâh arz
etti ki: (İnanıyorum, evet.
Ve lâkin
istiyorum bir tek daha alâmet.)
Buyurdu ki:
(Bu yeri kazınca iki arşın,
Mübârek
mezâr taşı, çıkacaktır o zâtın.)
Emir verdi
pâdişâh, kazdılar hemen o gün.
Göründü
mezâr taşı "Mihmandâr-ı Resûl"ün.
Hem dahî
üzerinde bir yazı duruyordu.
(Bu yer,
Hâlid bin Zeyd’in kabridir) yazıyordu.
Bunu dahî
görünce Fâtih Sultân Mehmed Hân,
Hayretinden, vücûdu titredi kısa bir an.
Dedi ki: (Sevinmiştim
İstanbul’un fethine,
Lâkin
ondan daha çok sevinç var bende yine.
O da,
benim devrimde, böyle keşif sâhibi,
Bir velî
olmasıdır çok şükür hocam gibi.)
Öyle çok
sevindi ve memnun oldu ki buna,
Kabr-i
şerîf üstüne, bir türbe etti binâ.
|