|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
SANA SULTÂNLIK YAKIŞIR
Feth-i
mübîn’den sonra, Fâtih Sultân Mehmed Hân,
Ziyârete
gitmişti, hocasını bir zaman.
O sohbet
esnâsında, dedi ki hocasına:
(Fethettik
İstanbul’u, büyük yardımınızla.
Şu anda,
sizden artık şudur ki bir tek ricâm:
Beni,
talebeliğe kabûl edin ey hocam!)
Akşemseddîn,
cevâben buyurdu ki: (Ey sultân!
Eğer sen,
bu “mânevî lezzeti” tatmış olsan,
Bu devlet
işlerini aksatırsın elbette.
“İslâma
hizmet” işi yapılmaz bu devlette.
Halkın,
huzûr içinde yaşamaları için,
Bu devletin
başında kalmanız lâzım sizin.
Ve yine şu
husûsu arz edeyim ki, artık,
Yürümez bir
arada dervişlikle sultânlık.
Seni
talebeliğe kabûl edersem şu an,
Halkımızın
durumu, olabilir perîşân.)
Bu kabil
özürlerle, reddetti teklîfini.
Pâdişâh da
dinleyip, mâkul gördü hepsini.
Bir gün "Akşemseddîn"e,
biri, ikrâm olarak,
Evde pilâv
pişirip, göndermişti bir tabak.
Lâkin el
uzatmadı yemeğe Akşemseddîn.
Ev halkı
dediler ki: (Buyurun, haydi yiyin!)
Buyurdu ki:
(Bu pilâv, değildir bize nasîb.
Başkasının rızkını, yemek olmaz münâsib.)
O sırada
bir fakîr, geldi kapılarına.
Dedi ki: (Allah
için yiyecek verin bana.)
Hazreti
Akşemseddîn, buldukça zaman, fırsat,
Gençlik
senelerinde, ediyordu seyâhat.
Nerede
akşam olsa, yatardı o mahalde.
“Göynük”e
düşmüş idi yolu bir seyâhatte.
O beldede,
“Göl özü” diye bir yer vardı ki,
Çimenlik,
su kenarı, Cennet gibiydi sanki.
Orada, bir
geceyi geçirdi ibâdetle.
Gönlü, bu
güzel yere meyl etmişti gâyetle.
Ayrılıp, “Otuz
sene” geçmişti ki aradan,
Göynük’e
yerleşmeye gelmiş idi tekrardan.
O günlerde,
yanına gelerek zengin biri,
Hediye etti
ona, beğendiği o yeri.
Tebessüm
etti biraz, o zaman "Akşemseddîn".
Ne için
güldüğünü suâl etti o zengin.
Buyurdu ki:
(Otuz yıl önce ben, bu beldeye,
Gelmiş
ve gönlüm o gün, meyl etmişti bu yere.
Gönlümdeki o arzu, geçse de tam otuz yıl,
Yine de
gerçekleşti, gülerim buna asıl.)
|