|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
SANA YARDIMA GELDİM
Fâtih
Sultân Mehmed’in hocası "Akşemseddîn",
Secdede, şu
şekilde yalvardı fetih için:
(Yâ
Rabbî, bu zamânın kutb'u hangi Velîyse,
Onu, bu
günümüzde yardıma gönder bize.)
O anda,
Semerkant’ta, “Ubeydullah-ı Ahrâr”,
Zamânın
kutbu idi, oldu bundan haberdâr.
Perşembe
günü olup, öğleden sonra idi.
Buyurdu ki:
(Atımı getirin bana haydi!)
Getirdiler,
kalktı ve bindi beyaz atına.
Semerkant'tan, sür'atle gitti gün batısına.
Talebeden
bâzısı, onu tâkib ettiler.
Gelmelerine, önce, bir şey söylemediler.
Ve lâkin
Semerkant'ın gelince bir yerine,
Müsâde
buyurmadı daha gelmelerine.
Onlara, (Siz
burada kalınız!) buyurarak,
Kendi sürdü
atını, çok sür'atli olarak.
Akşam
vakti, oradan, dönünce tekrar geri.
Nereye
gittiğini sordu talebeleri.
Buyurdu:
(Türk sultânı, pâdişâh Muhammed Hân,
Küffâr
ile çok büyük savaşta olduğundan,
Benden
yardım istedi, ona gittim hız ile.
Zafer
müyesser oldu Allahın izni ile.)
Bu büyük
evliyânın evlâdı, “Abdülhâdî”,
Diyor ki: (İstanbula
gittiğimde ben dahî,
Sultân
Muhammed Hânın oğlu Sultân Bâyezid,
Osmânlı
devletinde pâdişâhtı o vakit.
O,
devlethânesine çağırıp bir gün beni,
Suâl etti
babamın şekl-i şemâilini.
Ben târif
ettikçe de, o tasdîk ediyordu.
Ve (Onun
beyaz atı var mıydı?) diye sordu.
Cevâben (Evet)
dedim, (Vardı beyaz bir atı.)
Bâyezid Hân
o zaman, bana şöyle anlattı:
Babam
Muhammed Hân'dan şöyle işittim ki ben:
Dedi ki:
İstanbul’un fethinde savaşırken,
En şiddetli
ânında, hocamla duâ ettik.
O zamânın
kutb'undan yardım talep eyledik.
O anda çok
nûrânî bir zât geldi yanıma.
Buyurdu ki:
(Hiç korkma, geldim sana yardıma.)
Beyaz bir
at üstünde gelmiş idi mübârek.
Düşündüm
ki: “O kutub, bu kişi olsa gerek.”
Dedim ki: (Ey
efendim, korkmuyorum ben aslâ.
Lâkin
düşman askeri, sayıca hayli fazla.)
Ben böyle
söyleyince: (Şuraya bak!) buyurdu.
Baktım,
ordu önünde bir "Ordu” duruyordu.
Hepsi yeşil
sarıklı, beyaz elbiseliydi.
Bir "Velîler
ordusu" oldukları belliydi.
Bu orduyu
gösterip, buyurdular ki bana:
(İşte bu
ordu ile geldim sana yardıma.
Şimdi
sen, şu tepenin üzerine çıkarak,
Orduna
hücûm emri ver kösüne vurarak.)
Ben dahî “Hücûm”
emri verir vermez orduma,
O da, o
ordu ile geçti hemen hücûma.
Hezîmete
uğradı kuvveti kâfirlerin.
Gerçekleşti
böylece nihâyet "Fethi mübîn".
|