|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
FETİH MÜYESSER OLDU
Harp, bütün
şiddetiyle devâm etti hep o gün.
Gâziler,
bin şevk ile saldırırdı topyekün.
Sabırsızlanıyordu genç pâdişâh be gâyet.
Biriyle,
üstâdını yanına etti dâvet.
Hâlbuki "Akşemseddîn"
çadıra girip o an,
Kapısını,
sıkıca kapamıştı arkadan.
Ve tembîh
etmişti ki nöbetçi olanlara:
(Yanıma
hiç kimseyi sokmayınız bu ara.)
Onu
çağırmak için giden vazîfeliler,
“Çadır
kapalı” diye, gelip haber verdiler.
O zaman
genç pâdişâh, kendisi gitti bizzât.
Çadır, sıkı
sıkıya kapalıydı hakîkat.
Hançerini
çıkarıp, çadırdan kesti biraz.
Baktı ki, "Akşemseddîn"
ediyor duâ, niyâz.
Toprağın
üzerinde ve secdeye kapanmış.
Başındaki
sarığı, yerlere yuvarlanmış.
Ak saçı ve
sakalı, bulanmış toz toprağa.
Kendinden
geçmiş hâlde yalvarıyor Allaha.
Bu "Feth-i
mübîn" için hep duâ ediyordu.
Gözlerinden, sel gibi göz yaşı iniyordu.
Secdeye
kapandığı topraklar, göz yaşıyle,
Bir "sofra
yeri" kadar ıslanmıştı hâliyle.
Akan göz
yaşlarıyle ıslanmışken o toprak,
Şöyle duâ
ederdi Allaha yalvararak:
(Yâ
Rabbî, bu zamânın kutb’u hangi Velîyse,
Onu, bu
günümüzde imdâda gönder bize.)
Pâdişâh, bu
duâyı işitti dışardan.
(Âmîn!)
deyip, nûr yüzü ıslandı göz yaşından.
“Ulubatlı
Hasan” da, burçlara tırmanarak,
Çıktı
yüksek bir yere, pek çok yara alarak.
Osmânlı
sancağını, dikti kale burcuna.
Lâkin ok
yağıyordu mübârek vücûduna.
Burçların
üzerinde dalgalanırken bayrak,
Vâsıl oldu
Cennete, o da şehîd olarak.
Açılan
gediklerden, girdi şânlı mücâhit.
"Fetih"
gerçekleşmişti, ikindiydi tam vakit.
“Yirmibir”
yaşındaki genç pâdişâh, atıyla,
Girdi
surdan içeri şerefiyle, şanıyla.
Hocası "Akşemseddîn"
o anda yanındaydı.
İkisi
berâberce şehre giriyorlardı.
Herkes "Akşemseddîn"i
pâdişâh zannederek,
İltifât
ederlerdi ona çiçek vererek.
O da,
"Sultan Mehmed"i işâret ediyordu.
(Pâdişâh
ben değilim, işte odur!) diyordu.
Talebe,
hocasını eyliyerek işâret,
Derdi ki:
(Ben isem de pâdişâh Sultân Mehmed,
Siz ona
gidiniz ki, hocamdır benim o zât.
Ve bu
şehrin mânevî fâtihi odur bizzât.)
|