ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

25 - AKŞEMSEDDÎN (Rahmetullahi Aleyh)

FETİH MÜYESSER OLDU

 

Harp, bütün şiddetiyle devâm etti hep o gün.

Gâziler, bin şevk ile saldırırdı topyekün.

 

Sabırsızlanıyordu genç pâdişâh be gâyet.

Biriyle, üstâdını yanına etti dâvet.

 

Hâlbuki "Akşemseddîn" çadıra girip o an,

Kapısını, sıkıca kapamıştı arkadan.

 

Ve tembîh etmişti ki nöbetçi olanlara:

(Yanıma hiç kimseyi sokmayınız bu ara.)

 

Onu çağırmak için giden vazîfeliler,

Çadır kapalı” diye, gelip haber verdiler.

 

O zaman genç pâdişâh, kendisi gitti bizzât.

Çadır, sıkı sıkıya kapalıydı hakîkat.

 

Hançerini çıkarıp, çadırdan kesti biraz.

Baktı ki, "Akşemseddîn" ediyor duâ, niyâz.

 

Toprağın üzerinde ve secdeye kapanmış.

Başındaki sarığı, yerlere yuvarlanmış.

 

Ak saçı ve sakalı, bulanmış toz toprağa.

Kendinden geçmiş hâlde yalvarıyor Allaha.

 

Bu "Feth-i mübîn" için hep duâ ediyordu.

Gözlerinden, sel gibi göz yaşı iniyordu.

 

Secdeye kapandığı topraklar, göz yaşıyle,

Bir "sofra yeri" kadar ıslanmıştı hâliyle.

 

Akan göz yaşlarıyle ıslanmışken o toprak,

Şöyle duâ ederdi Allaha yalvararak:

 

(Yâ Rabbî, bu zamânın kutb’u hangi Velîyse,

Onu, bu günümüzde imdâda gönder bize.)

 

Pâdişâh, bu duâyı işitti dışardan.

(Âmîn!) deyip, nûr yüzü ıslandı göz yaşından.

 

Ulubatlı Hasan” da, burçlara tırmanarak,

Çıktı yüksek bir yere, pek çok yara alarak.

 

Osmânlı sancağını, dikti kale burcuna.

Lâkin ok yağıyordu mübârek vücûduna.

 

Burçların üzerinde dalgalanırken bayrak,

Vâsıl oldu Cennete, o da şehîd olarak.

 

Açılan gediklerden, girdi şânlı mücâhit.

"Fetih" gerçekleşmişti, ikindiydi tam vakit.

 

“Yirmibir” yaşındaki genç pâdişâh, atıyla,

Girdi surdan içeri şerefiyle, şanıyla.

 

Hocası "Akşemseddîn" o anda yanındaydı.

İkisi berâberce şehre giriyorlardı.

 

Herkes "Akşemseddîn"i pâdişâh zannederek,

İltifât ederlerdi ona çiçek vererek.

 

O da, "Sultan Mehmed"i işâret ediyordu.

(Pâdişâh ben değilim, işte odur!) diyordu.

 

Talebe, hocasını eyliyerek işâret,

Derdi ki: (Ben isem de pâdişâh Sultân Mehmed,

 

Siz ona gidiniz ki, hocamdır benim o zât.

Ve bu şehrin mânevî fâtihi odur bizzât.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan