|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
YA ŞEHÂDET, YA ZAFER!
Târihler
gösterirken “Mayıs yirmidokuz”u,
Başladı çok
şiddetli bir fetih taarruzu.
Zîrâ genç
pâdişâhın hocası “Akşemseddîn”,
Bu târihi
vermişti hücûmâ geçmek için.
O gün sabah
namâzı kılındı cemâatle.
Teftîş etti
pâdişâh ordusunu sür'atle.
Sonra verdi
bir emir, hücûma geçti erler.
Yalnız tek
"Arzu” ile çarpıyordu yürekler.
O da,
Resûlullahın, dokuzyüz sene önce,
Verdiği o
müjdeye kavuşmaktı sâdece.
Resûlullah,
bu "Feth"i bize müjdeliyordu.
Zîrâ bir
hadîsinde şöyle buyuruyordu:
(Elbet
Kostantiniyye fetholunur bir zaman.
O, ne
iyi erlerdir, o, ne iyi kumandan.)
Genç
pâdişâh, orduya verince “Hücûm!” emri,
Gâziler,
arslan gibi atıldılar ileri.
Koşuyordu
herbiri, bin aşk ve bin şevk ile.
Ki,
kavuşsun Resûlün verdiği o müjdeye.
Âlim ve
evliyâdan kim varsa o gün şâyet,
İstişâre
kastiyle yanına etti dâvet.
"Akşemseddîn"
ve diğer âlimler de, ânında,
Bu ünlü
pâdişâhın yer aldılar yanında.
Gâziler,
yalın kılıç atıldılar ileri.
"Tekbîr"
sedâlarıyla inlettiler gökleri.
Gemiler,
karalardan indirildi peş peşe.
Ve balyemez
topları başladılar ateşe.
Gürledi
genç pâdişâh: (Haydi, göreyim sizi!
Ya
Bizans’ı alırız, ya Bizans alır bizi!)
Gâzilerin
gönlünde, tek arzu vardı o gün:
(Bizans
Türkün olacak, müjdesi var Resûlün.)
Dillerde “Tekbîr”
sesi, coşmuştu bütün erler.
Hep aynı
gâye ile çarpıyordu yürekler.
O da, büyük
müjdeye kavuşmaktı tez vakit.
(Ya
İstanbul, ya cennet) diyordu her mücâhit.
Balyemez
toplarının her bir gürlemesiyle,
Yer
yerinden oynardı “Allah Allah” sesiyle.
Yerinde
duramazdı pâdişâh heyecândan.
İsterdi
nasîb olsun bu "Fetih" geç kalmadan.
Ve lâkin
köhne Bizans, bir türlü düşmüyordu.
Bu yüzden
genç pâdişâh, endişeleniyordu.
Gidip
Akşemseddîne arz etti ki: (Efendim!
Bana,
okumak için bir duâ edin tâlim.)
Buyurdu ki:
(Sultânım, deyin "Yâ Fakîh Ahmet".
Onun
hürmeti için isteyin yardım, medet.
Sevdiği
kullarıdır Allahın o büyükler.
Onların
himmetiyle hafifler ağır yükler.
Çoktur o
büyüklerin savaşlarda hizmeti.
Zîrâ dağı
devirir, evliyânın himmeti.)
|