|
25
- AKŞEMSEDDÎN
(Rahmetullahi Aleyh)
BİR REHBER ARIYORDU
İstanbul’un
"Mânevî Fâtihi" olan bu zât,
Kerâmetler
sâhibi velîdir hem de bizzât.
“Muhammed
bin Hamza”dır ismi haddi zâtında.
“Akşemseddîn”
bilinir lâkin halk arasında.
Riyâzet
sebebiyle yüz renginin solması,
Saç ve
sakallarının bu yüzden ağarması,
Ve “Beyaz”
elbiseler giydiğinden, nihâyet,
“Akşemseddîn”
dendiği edilmiştir rivâyet.
Yıl
binüçyüzdoksan'da, “Şam” da doğmuşken bu zât,
Yetmiş
yaşında dahî, “Göynük”te etti vefât.
Daha küçük
yaşında, ezberledi Kur’ânı.
İlim
öğrenmek için, arardı her imkânı.
Yedi
yaşında iken, Şam’dan hicret ettiler.
Amasya'nın
"Kavak" nâm kazâsına geldiler.
Bundan bir
süre sonra, babası vefât etti.
O da, ilim
sâhibi evliyâdan zât idi.
O zamanlar
Kavak’a, bir "Kurt” oldu musallat.
Ne vakit o
beldede etseydi biri vefât,
Hemen onun
kabrini, gece gelip açardı.
O ölüyü,
mezârdan çıkarıp parçalardı.
Aynı kurt,
bu zâtı da istedi parçalamak.
Mübârek
mezârını açmış idi ki, ancak,
O, elini
uzatıp, o kurdun boğazını,
Sıkınca,
kurt oraya serilip, çıktı canı.
Ertesi gün
insanlar, kabrini ziyârete,
Gelince,
bunu görüp düştüler bir hayrete.
Zîrâ bir "Kurt
ölüsü" var idi, iri yarı.
“Şeyh
Hamza”nın eli de, çıkmış idi dışarı.
Bu garip
manzarayı görür görmez insanlar,
"Şeyh
Hamza" da, elini içeri çekti tekrar.
İşte bu
mübareğin oğluydu "Akşemseddîn".
Ve ilme
başlamıştı genç iken yaşı hemin.
Zekî,
kâbiliyetli bir kişi olduğundan,
Daha üst
seviyeye çıktı akrânlarından.
O, ilim
tahsîlini tamamladıktan sonra,
“Osmâncık”ta
yerleşip, ders verdi insanlara.
Çalışıp,
her bir ilmi öğrenmiştir "Fen" ve "Din".
“Tıp”
üzerinde dahî, bilgisi vardı derin.
Zâhirî
ilimleri öğrendiyse de iyi,
Bâtınî
ilimde de isterdi yükselmeyi.
Tasavvufta
yetişmiş bir "Rehber” arıyordu.
Yanında
hizmet edip, yükselmek istiyordu.
Onun bu çok
arzu ve isteğini bilenler,
“Hacı
Bayrâm Velî”yi ona haber verdiler.
Dediler:
(Ankara’da, "Hacı Bayrâm-ı Velî",
Adında biri
var ki, büyük âlim ve velî.
Tam senin
aradığın bir "Rehber"dir ki o zât,
Sen, onun
sohbetinde bulursun çok menfaat.)
|