|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
NİÇİN ÇOK SEVİYORSUN ?
“Mevlânâ”
zamanında vardı ki genç birisi,
Hazreti
Mevlânâ’ya pek çok idi sevgisi.
Herkesi “Bu
Velî”ye götürmek istiyordu.
Bu iş için
husûsî gayret sarfediyordu.
Bu gence
dediler ki: (Bu hâlin nedir senin?
Nereden
gelmektedir ona bu fazla sevgin?)
Dedi: Hacca
giderken ben bir grup halk ile,
Öğleyin bir
sahrâda mola verdi kâfile.
Ben biraz
uyumuşum, uyanınca sonradan,
Baktım, beni
unutup kâfile gitmiş ordan.
Yapayalnız
kalmıştım ben o ıssız sahrâda.
Ve ne
yapacağımı şaşırdım o arada.
Zîrâ yol
bilmiyordum, ne yöne gidecektim?
Rabbime
sığınarak şöyle duâ eyledim:
(Sevdiğin bir
kulunu yâ Rabbî gönder bana,
Ki, beni
ulaştırsın kâfilemin yanına.)
Bir de baktım
“Bir çadır” görünüyor ilerde.
Gittim ki “Helva”
yapar bir kimse de içerde.
Selâm verip,
derdimi anlatınca ben ona,
Dedi ki: (Hiç
üzülme,şimdi gelir Mevlânâ.)
Hakîkaten az
sonra, baktım bir zât-ı şerîf,
Sahrâ
ortasındaki çadıra etti teşrîf.
O helvadan
yedi ve ikrâm etti bana da.
Ben de yiyip,
derdimi anlattım o arada.
Buyurdu ki: (Üzülme,
kapat aç gözlerini.
Bi-iznillah
bulursun kâfilenin yerini.)
“Peki” deyip,
gözümü kapayıp açtım hemen.
O anda
kâfileme yetiştim hakîkaten.
“Mevlânâ”yı
çok seven var idi ki bir tüccar,
İş için,
İstanbula gitmeye verdi karar.
Hazret-i
Mevlânâ’nın gelerek huzûruna,
Dedi ki: (Bu
hususta emriniz var mı bana?)
Buyurdu ki: (Orada,
falanca câmiye git.
Bakınca,
göreceksin orada genç bir âbid.
Bizim
tarafımızdan selâm söyle o gence.)
Tüccar “Peki”
diyerek, yola çıktı hemence.
İşlerini
bitirip, hemen câmiye vardı.
Hakîkaten
orada böyle bir “Âbid” vardı.
O âbide dedi
ki: (Konya’dan geliyorum.
Ve size,
Mevlânâ’dan selâm getiriyorum.)
Tüccar bunu
âbide söylediği esnâda,
Baktı, onun
yanında oturur “Mevlânâ” da.
Hayretten
yere düşüp, baygın kaldı bir miktâr.
Ayılınca
gördü ki, sâdece o “Âbid” var.
Âbid dedi: (Efendim,
siz varınca Konya’ya,
Benden selâm
söyleyin hazret-i Mevlânâ’ya.)
Tüccar gelip
arz etti: (Avdet ettim şu vakit.
Size selâm
söyledi câmideki genç âbid.)
Lâkin o, o
selâmı söylerken o arada,
Baktı ki, o “Âbid”
de oturuyor orada.
Ve yine
hayretinden bayılıp düştü tekrar.
Ayılınca
gördü ki, sâdece “Mevlânâ” var.
Buyurdu ki: (Evlâdım,
hayâtta oldukça ben,
Gördüğünü,
kimseye hiç söyleme katiyyen.)
Tüccar, o
günden sonra, mevcut varsa her nesi,
Dağıtıp,
Mevlânâ’nın oldu bir talebesi.
|