|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
HAYIR, ÖYLE DEĞİLDİR
Hazret-i
Mevlânâ’nın bir talebesi vardı.
“Muînüddîn
Pervâne” idi hem onun adı.
Bu, bir gün
hânesinde tertîb etti ziyâfet.
Ve bütün
âlimleri yemeğe etti dâvet.
Gâyet leziz
yemekler yenildi ve içildi.
Sonra da
sohbet için yan odaya geçildi.
O zaman ev
sâhibi, “Muînüddîn Pervâne”,
Her âlimin
önüne “Mum” koydu birer tâne.
“Hazret-i
Mevlânâ”nın önüne de hâssaten,
Hepsinden
büyük bir "Mum" getirip koydu hemen.
Lâkin o
buyurdu ki: (Sen bunu al da, yine.
Hepsinden
daha küçük bir mum getir yerine.)
“Peki
efendim” deyip, getirdi küçük mumu.
Oradaki
âlimler gördüler bu durumu.
Fakat bir iki
âlim vardı ki o mecliste,
Onun
büyüklüğüne inanmazlardı hiç de.
Şöyle
düşündüler ki onlar buna karşılık:
“Onun bu
hareketi, riyâ’dır açık açık.”
“Mevlânâ”,
firâsetle bu fikri anlıyarak,
Bu şekilde
düşünen âlimlere bakarak,
Buyurdu: (Hayır
hayır, hiç de riyâ değildir.
Bu mum,
sizinkilerden elbet daha iyidir.)
Sonra bir el
sallayıp, söndürdü küçük mumu.
O mum ile
birlikte söndüler bil-umumu.
Zifirî
karanlığa gömüldü birden oda.
Telâşa
kapıldılar âlimler bu arada.
Mevlânâ
buyurdu ki: (Hiç merak etmeyiniz.
Mumlarınız
söndüyse, tekrar yakabiliriz.)
Ve elini bir
daha salladı o arada.
Küçük mumla
birlikte, yandı büyük mumlar da.
Hazret-i
Mevlânâ’nın “Emîr Ahmed” isminde,
Bir talebesi
vardı Diyarbakır şehrinde.
Henüz
görmemişti ki Mevlânâ’yı o kişi,
Onun
muhabbetiyle yanıyordu hep içi.
Bir çok
menkıbesini zîrâ o işiterek,
Mübârek
cemâlini görmekti gâyesi tek.
Bunun için
Konya’ya çok gitmek istiyordu.
Lâkin anne
babası müsâde etmiyordu.
O, bir gece
kılarak iki rekât bir namâz,
Bu hususta
Rabbine eyledi duâ, niyâz.
Bu arzu ve
istekle yatıverdi öylece.
“Hazret-i
Mevlânâ”yı rüyâda gördü gece.
Huzûruna
koşarak, elini öptü hemen.
O da ona
sarılıp, öptü hem gözlerinden.
Daha sonra
eline alıp küçük bir makas,
Alnının
üstündeki saçlardan kesti biraz.
Ve ona
buyurdu ki: (Evlâdım, sen ilerde,
Âlim ve
mütehassıs olursun Mesnevî’de.)
O sırada
uyanıp, farketti ki o hemen,
Yastıkta “Saç”
ve “Makas” duruyor hakîkaten.
Anne ve
babası da verdiler ona izin.
O, hemen
çıktı yola Konya’ya varmak için.
Mevlânâ ilk
olarak görünce bu kimseyi,
Buyurdu ki: (Evlâdım,
çok oku Mesnevî’yi.)
“Peki
efendim” deyip, o dahî çok geçmeden,
Çalışıp, “Mesnevî”de
âlim oldu gerçekten.
|