|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
BEN AZRÂİL'İM
"Hazreti
Mevlânâ"nın yaklaşınca son ânı,
Sardı
sevenlerini, bir “Firâk” heyecânı.
Dediler ki:
(Efendim, ederseniz siz vefât,
Kime tâbi
olalım, belli mi şimdi o zât?)
Buyurdu:
(Hüsâmeddîn Çelebi vekîlimdir.
Ona tâbi olun
ki, eli, benim elimdir.)
(Cenâze
namâzını kim kıldırsın?) dediler.
buyurdu: (Sadreddîn-i
Konevî edâ eder.)
O sırada
hafif bir "Zelzele" oldu birden.
İnsanlar, bir
telâşa kapıldılar âniden.
Mevlânâ
buyurdu ki: (Korkmayın, şimdi geçer.
Yerin karnı
acıktı, yağlı bir lokma ister.)
Hüsâmeddîn
Çelebi anlatır: (Üstâdımız,
Vefât edeceği
gün, ben vardım orda yalnız.
İkimizden
başkası yok iken yanımızda,
Birden, bir "Delikanlı”
belirdi aramızda.
"Mevlânâ",
yatağından doğrulup kalktı derhâl.
Ayakta,
hürmet ile etti onu istikbâl.
Sonra da
buyurdu ki: (Kaldırın döşeğimi.)
“Peki
efendim” deyip, çabuk tuttum elimi.
Lâkin
anlıyamadım hikmetini bu işin.
Hastayken,
yatağını kaldırttı, acep niçin?
Yanımızda
beliren o "Yiğid”in yanına,
Yaklaşıp,
merak ile bu işi sordum ona.
Dedim: (Siz
kimsiniz ki, üstâdım hazretleri,
Hasta iken,
ayakta karşıladı sizleri?)
Dedi:
(Ben Azrâil’im, geldim ki Mevlânâ'ya,
Onu dâvet
edeyim Allahü teâlâya.)
O sırada
üstâdım buyurdu ki: (Ne devlet!
Hak teâlâ,
kendine ediyor beni dâvet.
Artık göç
zamânıdır, vakit tamam olmuştur.
Ey Azrâil
çabuk ol, beni O'na kavuştur.)
Beş Cemâziyel-âhir,
Pazar idi günlerden.
Müezzin,
ikindiyi okurken minâreden,
"Kelime-i
şehâdet" söyleyip o büyük zât,
Bu dünyâdan
ayrılıp, eyledi Hakk'a vuslat.
"İmâm
İhtiyârüddîn" adında bir sevdiği,
Vardı ki, o
gasletti bu şerefli "Velî"yi.
O, şöyle
anlatır ki: (Büyük üstâdımızın,
Mübârek
bedenini gasl ederken, ansızın,
Kalbime, öyle
bir hâl oldu ki bu "Firâk”tan,
Alamadım bir
türlü kendimi ağlamaktan.
O ara,
kulağıma ses gelirdi gâibten.
Diyordu:
(O, Allaha kavuştu ebediyyen.
O âşık,
mâşûkuna vâsıl oldu nihâyet.
Bunda, mahzûn
olacak hiçbir şey yoktur elbet.
Sâlih
mü’minler için, Bayrâmdır işte bu gün.
Bundan sonra
onlara, yoktur korku ve hüzün.)
|