|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
HIRKA VE YAĞMUR
"Hazreti
Mevlânâ"nın bir talebesi vardı.
İlim sâhibi
olup, “Fahreddîn” idi adı.
Mevlânâ,
kendisini çağırıp huzûruna,
Bir “Kitap
yazması"nı emretti bir gün ona.
(Peki
efendim!) deyip, gösterdi o da gayret.
Onu, kısa
zamanda tamamladı nihâyet.
Mevlânâ, göz
gezdirip, beğendi kitâbını.
Ve ona hibe
etti mübârek "Hırkası"nı.
Lâkin onun
gönlüne geldi ki şu düşünce:
“Ben bunu
yazmak için, uğraştım gündüz gece.
Nice göz nûru
döktüm, hem de mum ışığında.
Bir hırka az
değil mi bunun karşılığında?”
Gönlünden
geçirirken o bu düşünceleri,
Kalbini
okuyordu Mevlânâ hazretleri.
Yine de,
merhametle kendisine bakarak,
Buyurdu:
(Hayır hayır, o düşünceyi bırak.
Bak sana, bir
hikâye anlatayım da dinle:
Bir zamanlar,
bir "Fakîr" yaşardı bir şehirde.
Eline sepet
alıp, ev ev dolaşıyordu.
Kim ne verse
alıyor, evine taşıyordu.
Bir gün de
geçiyordu bir sarayın önünden.
Kapısını
çalarak, geçirdi ki gönlünden:
“Cihân
pâdişâhının kapısıdır bu elbet.
Ümîdim
şöyledir ki, burada dolar sepet.”
O an bir el
uzanıp fakîrin sepetine,
Saraydan,
küçükçe bir “Paket” kondu aksine.
Fakîr bunu
görünce, üzüldü, hayret etti.
Zîrâ umuyordu
ki doldururlar sepeti.
Açtı sonra
paketi bunları düşünerek.
Gördü ki,
"kızartılmış tavuk" var içinde tek.
Lâkin sonra
bu fakîr, yer iken onu akşam,
Gördü ki, “Altın”
ile dolu imiş içi tam.
Öyle
düşündüğüne pişmân olup, hem dahî,
Dedi ki: "Kusûrumu
affeyle yâ ilâhî.")
Talebe,
"Mevlânâ"dan bunları dinleyince,
Öyle
düşündüğüne üzüldü o da nice.
Yıllar sonra
Mevlânâ, göç etti bu dünyâdan.
O seneler,
Konya’da "Kıtlık" oldu bir zaman.
Yağmur
duâlarına çıktılar, lâkin yine,
Hiç yağmur
yağmıyordu Konya vilâyetine.
En son bu
talebenin hânesine geldiler.
Mevlânâ’nın
verdiği “Hırka”yı istediler.
Bir âlim, bu
hırkayı giyerek en nihâyet,
Duâ etti: (Yâ
Rabbî, bize yağmur ihsân et.)
Öyle yağmur
yağdı ki bitmeden bu duâsı,
Günlerce
kesilmedi hem de ardı arkası.
Kıymetli
hediyeler verdiler kendisine.
Gelen
hediyelerle “Zengin" oldu o sene.
|