|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
BU YOLDA EDEB LÂZIM
"Hazreti
Mevlânâ"nın talebesi içinde,
Bir kimse var
idi ki, "Celâleddîn" isminde,
Mevlânâ, bir
gün onu yanına çağırarak,
Kayseri’ye
gönderdi, bir de mektup yazarak.
Buyurdu ki:
(Orada, var ki Emîr Pervâne,
İşte ona
âittir gönderdiğim bu nâme.
Ona teslîm
edersin, vâsıl olduğun vakit.
Yolların açık
olsun, haydi, selâmetle git.)
Arz etti ki:
(Efendim, eğer Emîr Pervâne,
Sizden bir
şey sorarsa, ne desem âcizâne?)
Buyurdu: (Bir
şey deme, aç ağzını o zaman.
Ben, gereken
cevâbı derim senin ağzından.)
“Peki”
deyip, çıktı ve ulaştı o beldeye.
Teslîm etti
mektûbu, o Emîr Pervâneye.
Mektûbu
okuyarak, sordu ki o da ilkin:
(Üstâdımız
nasıllar, bir haber verir misin?
İnşallah
yerindedir sıhhat âfiyetleri.
Nasıl
geçiriyorlar ekserî vakitleri?)
Bu suâl
karşısında, hiçbir şey söylemeyip,
O, sâdece
ağzını açtı emri dinleyip.
Ve lâkin
ondan sonra, kaybetti kendisini.
Bilmedi
üstâdının neler söylediğini.
Kendine
geldiğinde, baktı, orda olanlar,
Hepsi,
gözyaşlarıyle oturmuş ağlıyorlar.
Sonra Emîr
Pervâne, dedi: (Ey Celâleddîn!
Bu günki
sohbetinle bizi nûra garkettin.
Hâlbuki
evvelce de konuşurduk seninle.
Fakat bu gün,
bambaşka hâl aldık sohbetinle.)
O dahî,
üstâdının kendisine emrini,
Söyleyince,
daha çok hayret sardı hepsini.
Celâleddîn
dedi ki: (Kardeşlerim, bakınız!
En çok şu
nasîhati yapıyor üstâdımız.
Buyurur ki:
Yolumuz, "Resûle tam uymak"tır.
Emirlere
sarılıp, harâmdan sakınmaktır.
Katiyyen "Harâm
lokma" girmesin mîdenize.
Zîrâ o, mâni
olur mânen yükselmenize.
Ne ifrât, ne
de tefrît, "Orta yol" en iyidir.
Allahın
rızâsı da, böyle elde edilir.
Her insan,
öğrenmeli önce ilmihâlini.
Sonra da,
buna göre düzeltmeli hâlini.
Bir de
yapılmalı ki her amel tam "İhlâs"la,
Yoksa,
fâidesine kavuşmaz kişi aslâ.
Bu
nasîhatimize uyarsa talebemiz,
Mahşerde,
yardımcısı oluruz elbette biz.
Ve her kim,
sözümüze etmez ise îtibâr,
Mahşerde,
yüzümüzü göremez o insanlar.
Bir de "Edeb"
lâzımdır bu yolda bize asıl.
Zîrâ hiçbir
bî-edeb olamaz Hakka vâsıl.)
|