|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
BİR TEPSİ HELVA
"Hazreti
Mevlânâ"ya talebe olanlardan,
Biri, Haccı
îfâya gitmiş idi bir zaman.
Hanımı da,
mübârek bir hâtun idi gâyet.
Hazreti
Mevlânâ'ya beslerdi çok muhabbet.
Onun
medresesinde okuyan çocuklara,
Yemek
hazırlıyarak, verirdi ara sıra.
Bir gün de, "Helva"
yapıp büyükçe bir tepsiye,
Arefe
gecesinde gönderdi medreseye.
Hac’da olduğu
için o zaman kendi beyi,
Komşunun
çocuğuyla gönderdi o tepsiyi.
Mevlânâ, o
tepsiyi aldı ve sevindi pek.
Bizzât kendi
dağıttı talebeye tek be tek.
Fazla fazla
yediler talebenin hepsi de.
Ve lâkin yine
helva azalmadı tepside.
Var idi
Mevlânâ’nın yüzlerce talebesi.
Hepsi yedi,
sonunda, doluydu yine tepsi.
Mevlânâ, en
sonunda dışarıya çıkarak,
Tepsiyi,
Beytullah'tan tarafa uzatarak,
Biraz sonra,
eli boş içeri girdi yine.
Buyurdu ki:
(Tepsiyi gönderdim sâhibine.)
Ertesi gün o
hanım, gönderip bir kimseyi,
Medrese
mutfağından istetti o tepsiyi.
Talebeler,
mutfakta onu çok aradılar.
Lâkin
bulamayınca, hayli meraklandılar.
Daha sonra
insanlar, Hac’dan döndü nihâyet.
Bu hanımın
beyi de, evine etti avdet.
Eşyâları
içinde, o hanım, tepsisini,
Görünce,
alamadı hayretten kendisini.
Bir şaşkınlık
içinde, dedi: (Ben, bu tepsiye,
Helva yapıp
vermiştim, bir gece medreseye.
Ertesi gün
arattım, onu ben medreseden.
Lâkin
bulunmayınca, merakta kaldım hepten.
Şimdi, senin
eşyândan çıkardım bu tepsiyi.
Ben hiç
anlıyamadım bu garip hâdiseyi.)
Beyi dahî
şaşırıp, kaldı hayret içinde.
Dedi ki:
(Bizler dahî, arefe gecesinde,
Arkadaşlar,
toplanmış, çadırda otururduk.
Ve haccın
erkânından bâzı şeyler okurduk.
O sırada,
çadırın kapısından içeri,
"Helva
dolu" bir tepsi uzattı bize biri.
Fakat kim
uzatmıştı, hiçbirimiz görmedik.
Aç olduğumuz
için, hepimiz onu yedik.
Sonradan
düşündük ki: “Bu bize, bir hediye”
Hiç de
araştırmadık “Bu kimden geldi?” diye.
Eşyâmın
arasına koymuştum bunun için.
Fakat
anlamamıştım hikmetini bu işin.)
O bunu
anlatınca, anlaşıldı hakîkat.
Çoğaldı "Mevlânâ"ya
sevgileri kat be kat.
|