|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
SÜVÂRÎ KİM İDİ?
"Hazreti
Mevlânâ"nın vardı bir talebesi,
Pek çoktu
hocasına bağlılığı, sevgisi.
İsmi
“Celâleddîn”di, at alıp, at satardı.
Hazreti
Mevlânâ'ya hizmete can atardı.
Bu zât
anlatıyor ki: Üstâdımız Mevlânâ,
(Bir at
hazırla!) diye, emretti bir gün bana.
“Peki” deyip,
atların inceleyip hepsini,
seçtim
aralarından, en çok kuvvetlisini.
Lâkin
eğerlemekte çok zorluk çekiyordum.
Huysuzluk
yapıyordu, ben zabt edemiyordum.
Biraz sonra "Mevlânâ"
teşrîf edince fakat,
Âniden
sakinleşti o azgın ve hırçın at.
Ona binip,
sür'atle gitti kıble yönüne.
Akşam, toza
gark olmuş, geriye döndü yine.
Zayıflamış
gibiydi o kuvvetli, iri at.
Ne için
gittiğini soramadık biz fakat.
Ertesi gün,
erkenden çağırıp bu fakîri,
Buyurdu: (Yine
bir at hazırla bugün dahî.)
Eyerleyip
getirdim, bindi at üzerine.
Aynı cihete
doğru, sür'atle gitti yine.
Akşam, tozlar
içinde, çok yorgun etti avdet.
Yine bir şey
sormaya edemedik cesâret.
Üçüncü gün de
yine, çağırıp beni bizzât,
Buyurdu ki: (Bu
gün de hazırla bana bir at.)
İyi cins bir
at seçip, arz ettim o Hazret’e.
Koşturttu atı
yine, aynı istikâmete.
Akşam geri
dönünce, sevinçliydi bir hayli.
Dedi: (Elhamdülillah,
sevinin ey ahâli!
Allahın
yardımıyla mağlûb oldu kefere.
Çok şükür,
müslümânlar kavuştular zafere.)
Bizler,
edebimizden yine bir şey sormadık.
Ve lâkin bu
hususta, bir hayli meraklandık.
Üç gün geçmiş
idi ki hâdise üzerinden,
Konya’ya, bir
kâfile gelerek Şam şehrinden.
Moğollarla
yapılan savaşı nakledince,
Bizim
merakımız da zâil oldu böylece.
Dediler ki:
(Pek çoktu moğolların askeri.
Mağlûb
edeceklerdi neredeyse bizleri.
Çok şükür ki
"Mevlânâ", son üç günde geldi ve,
Bir atın
üzerinde saldırdı kâfirlere.
Ön safta, “Allah
Allah!” deyip cenk ediyordu.
Düşman
askerlerini kırıp geçiriyordu.
"Mevlânâ"yı
bu hâlde görünce müslümânlar,
Moralleri
düzelip, tekrar toparlandılar.
Bu güçle
saldırdılar kâfirler üzerine.
Vaziyet,
üçüncü gün dönüverdi tersine.
Düşman
komutanını öldürünce "Mevlânâ",
Kaçmaya
başladılar kâfirler dört bir yana.)
|