|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
SİMYÂ İLMİ
“Bedreddîn-i
Tirmîzî” adında biri vardı.
"Simyâ"
ile uğraşır, yâni "Altın" yapardı.
"Mevlânâ"nın
ismini, birinden duydu bu zât.
Ziyâret etmek
için Konya’ya geldi bizzât.
Oğlu Sultân
Veled'in evine gitti önce.
Ve niçin
geldiğini arz eyledi şöylece:
Dedi: (Ben
simyâgerim, altın elde ederim.
Hazreti
Mevlânâ’yı ziyârettir dileğim.
Ayrıca,
yapacağım altından, her gün biraz,
Talebeleri
için, edeceğim ona arz.)
Sultân Veled,
güzelce dinledi kendisini.
O akşam,
pederine arz eyledi hepsini.
Hiçbirşey
buyurmadı "Mevlânâ" da cevâben.
Ertesi gün, o
zâtın evine gitti hemen.
Kapısını
çalıp da girdiğinde evine,
Baktı, “Altın
yapmak"la uğraşıyor o yine.
Bedreddîn,
"Mevlânâ"nın görünce geldiğini,
İltifâtlar
ederek karşıladı kendini.
Ona
gösterdiyse de böyle ilgi, iltifât,
Onda, meslek
îcâbı bir "Gurûr" vardı fakat.
Zîrâ o,
mesleğini çok üstün biliyordu.
Bunu, yalnız
kendisi yapar zannediyordu.
"Mevlânâ"
hazretleri, üstün firâsetiyle,
Onun
düşündüğüne vâkıf oldu ayniyle.
Kurtarmak
gâyesiyle onu bu gurûrundan,
"Paslı bir
demir" görüp, istedi onu bundan.
Bedreddîn, o
"Demir"i alıp arz ettiğinde,
Âniden “Altın”
oldu Mevlânâ'nın elinde.
“Bu nasıl
olur?” diye düşünürken pek derin,
Mevlânâ
hazretleri, buyurdu: (Ey Bedreddîn!
Bu, gâyet
kolay iştir, niçin şaşırıyorsun?
"Altın"
elde etmeyi bir şey mi sanıyorsun?
Sen “Simyâ
ilmi” ile yaparsın bunu, ancak,
Âhirette, bu
sana fayda sağlamıyacak.
Bu ilim,
âhirette hiç yaramaz işine.
Girmene mâni
olmaz “Cehennem ateşi”ne.
Çünkü sırf bu
dünyâda iş görür bu mârifet.
Dünyâda kalır
yine, öldüğünde âkıbet.
Sen bu gün
meşgûl ol ki, bir "Simyâ ilmi" ile,
Ölürsen,
âhirete o da gelsin seninle.)
O bir şey
anlamayıp, eyledi ki ona arz:
(Efendim, o
simyâ'yı anlatın bana biraz.)
Buyurdu:
(Ey Bedreddîn, ilim, amel ve ihlâs,
Bu üçüne
kavuş ki, bunlardır
"Simyâ"
esas.
Eğer
atabilirsen kalbinden mâsivâyı,
Elde etmiş
olursun işte asıl "Simyâ"yı.)
Bedreddîn,
ihlâs ile bağlanıp Mevlânâ'ya,
Kavuştu çok
geçmeden, bu "Hakîkî Simyâ"ya.
|