|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
EZÂNA HÜRMET
"Mevlânâ"
hazretleri, ezân işittiğinde,
Diz çöküp
dinler idi, büyük huşû içinde.
Talebesine
dahî, böyle emrederdi hep.
Ve derdi ki:
(Ezâna gösterin saygı, edeb.)
Bir gün de,
talebeye nakletti bir hâdise.
Buyurdu:
(Tanıyorum Belh şehrinde bir kimse.
Her ne zaman
"Ezân"ı işitseydi o kişi,
Ne yapıyor
idiyse, bırakırdı o işi.
Ve hemen diz
üzeri oturup tam o sâat,
Dinler ve
bittiğinde getirirdi salevât.
Sonra kalkıp,
hemence namâza duruyordu.
Namâzı, biraz
olsun hiç geciktirmiyordu.
Bu güzel
âdetini bozmamıştı hiç o zât.
Nihâyet
işittik ki, bu kimse etmiş vefât.
Tabut, eller
üstünde gidiyordu ki, birden,
Okunmaya
başladı "Ezân" da minâreden.
Ne zaman ki
müezzin okudu ilk "Tekbîr"i,
O tabut durdu
birden, hiç gitmedi ileri.
Hareketsiz
bekledi, ezân bitene kadar.
Vaktâ ki ezân
bitti, hareket etti tekrar.
Kabre
konulduğunda, gelerek Münker-Nekîr,
Sormaya
başladılar, (Rabbin kim, dînin nedir?)
O an Hak
teâlâdan erişti ki bir hitâb:
(Ey melekler,
bu kula vermeyin bir ızdırâb.
O, ismimi
duyunca, beklerdi hürmet ile.
Siz de onu
sorguya çekmeyin hiddet ile.
Nasıl azîz
tuttuysa, ismimi o kul benim,
Siz de onu bu
günde, tutun azîz ve kerîm.)
Selçuklu
pâdişâhı Rükneddîn, bir kimseyle,
“Altın”
göndermiş idi "Mevlânâ"ya keseyle.
Mevlânâ
hazretleri almadı altınları.
Buyurdu: (Şu
çamurun içine at onları.)
İnsanlar bunu
duyup, toplandılar oraya.
Ve "Altın"
bulmak için, girdiler çamurlara.
Bir altına
kavuşmak hırsı ile, herbiri,
Çamurlara
bulanıp, kirlendi her yerleri.
Mevlânâ
hazretleri, dönüp talebesine,
Onların bu
hâlini göstererek hepsine,
Buyurdu:
(Gördünüz ya şu ahmak kimseleri.
Nasıl da
berbât oldu temiz elbiseleri.
“Dünyâ
muhabbeti” de, bir kalbe girse eğer,
O kalbi, işte
böyle kirletir, berbât eder.
Sakın bu
sözlerimi yanlış anlamayınız.
“Dünyâya
çalışmaya lüzum yok” sanmayınız.
Bilâkis çok
çalışkan olmalıdır müslümân.
Dînimiz,
tembelliği reddediyor her zaman.
Lâkin şunu
söylemek istiyorum ki size,
"Dünyâ
muhabbeti"ni sokmayın kalbinize.)
|