|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
EVLİYÂ ŞEFKATİ
"Mevlânâ
hazretleri", merhamet sâhibiydi.
Hayvanlara
bile o, gâyet şefkatli idi.
Bir gün,
sevdiklerinden para verip birine,
Bir "Ekmek"
aldırarak, aldı onu eline.
Sonra, bir
vîrâneye gidiverip o sâat,
Yedirdi bir "Köpeğe"
eliyle onu bizzât.
Tâkib etti o
kimse, nereye gittiğini.
Ve gördü bir
köpeğe ekmek yedirdiğini.
Mevlânâ, ona
gelip buyurdu ki: (Ey filân!
Bilirim, yedi
gündür aç duruyor bu hayvan.
Yeni
yavrulamıştır hem de şu vîrânede.
Onları
bırakıp da, ayrılmıyor yine de.
Bir anne
şefkatiyle yavrulara bakıyor.
Yanlarında
bekleyip, bir yere ayrılmıyor.
Resûlullah,
hadîste buyuruyor ki zîrâ:
"Allah
da, rahmet eder merhametli kullara.
Ey eshâbım,
siz dahî olun ki merhametli,
Merhamet
eylesinler size de semâ ehli".)
Birbirinden
habersiz “kırk kişi”, ayrı ayrı,
Eve dâvet
ettiler bir gece “Mevlânâ”yı.
Hiçbirini
kırmayıp, eylediler icâbet.
Hepsi ile
oturup, ettiler gece sohbet.
Ertesi gün,
onlardan birbirini görenler,
Hemen
birbirlerine verdiler bunu haber.
Ve lâkin
diğerleri, şaşırarak bir nice,
Dediler ki:
(Mevlânâ, bizde idi dün gece.)
Hâlbuki hiç
birinde değildi o büyük zât.
Kendi
hânelerinde, yalnız idi o sâat.
"Hazreti
Mevlânâ"nın mübârek hanımları,
Diyor ki: Bir
gün evde görmedik Mevlânâ'yı.
Hâlbuki biraz
önce otururdu odada.
Biraz sonra
baktık ki, görünmüyor ortada.
Biz böyle
konuşurken, akşam oldu nihâyet.
Sonra kapı
açılıp, içeri etti avdet.
Çevirmek
isteyince ayakkabılarını,
Gördüm
kenarlarında “Mekke”nin kumlarını.
Nereden
geldiğini, ondan suâl edince,
Buyurdu ki: (Mekkede,
bir dostum vardı önce.
Onun
ziyâretine gitmiştim biraz evvel.
O kumlar da,
Hicâzın kumlarıdır muhtemel.)
Düşündüm ki:
“Bu kadar kısacık bir zamanda,
Hicâza gidip
gelmek, nasıl olur acabâ?”
O, bunu
anlıyarak buyurdu ki: (Velîler,
Kerâmet ehli
olup, sanki “Rûh”
gibidirler.
Kısaltır Hak
teâlâ onlar için bu yeri.
Bir adımda
giderler, uzun mesâfeleri.)
|