|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
GÖNLÜMDEN BÖYLE GEÇTİ
"Hazreti
Mevlânâ"nın çoktu kerâmetleri.
Yetişirdi
herkese yardım ve himmetleri.
Bir gün
"Sultân Rükneddîn", otururken evinde,
Hazreti
"Mevlânâ"yı gördü birden önünde.
Buyurdu ki: (Ey
Sultân, durmayın, şimdi hemen.
Kalkıp acele
ile, çıkıp gidin bu evden.)
Sultân
Rükneddîn ile, hanım ve çocukları,
Bu îkâzla,
acele koşuştular dışarı.
Onlar
çıkmışlardı ki dışarıya âcilen,
Büyük bir
gürültüyle ev yıkıldı âniden.
Gecikmiş
olsalardı bir kaç sâniye bile,
Helâk
olacaklardı tamâmen o âile.
O gün sultân
Rükneddîn, buna şükür olarak,
Bir kesenin
içine “Bin altın” doldurarak,
"Mevlânâ"ya
gönderip, dedi ki: (Medresede,
Okuyan
talebenin dağıtın hepsine de.)
Bir gün de,
Aksaray’da bulunan bâzı beyler,
"Rükneddîn"i,
oraya gelip dâvet ettiler.
Mevlânâ (Gitme!)
dedi, o gitmedi nihâyet.
Beyler,
ikinci defâ ettiler yine dâvet.
İkincide,
"Sormadan" gittiyse de oraya,
Orada
öldürülüp, dönemedi Konya’ya.
Bir gün de,
bir kimseyi alaraktan yanına,
Gittiler "Hüsâmeddîn
Çelebi"nin bağına.
Hüsâmeddîn
Çelebi, en çok emek verdiği,
Bir talebesi
olup, severdi gâyet iyi.
Hüsâmeddin
Çelebi, karşılayıp onları,
Getirdi
önlerine türlü bağ meyvaları.
O bağın
yakınında var idi ki bir dergâh,
"Mevlânâ" ona
bakıp, buyurdu şöyle nâgâh:
(Gönlümden
geçiyor ki, şu medrese faraza.
Bizim
Hüsâmeddîne âit bir makâm olsa.)
Hüsâmeddîn
Çelebi, dedi ki: (Ey üstâdım!
Başkasının
yerinde, yok istek ve murâdım.)
Mevlânâ
buyurdu ki Hüsâmeddine tekrar:
(Ama
benim gönlümde, bu istek ve arzu var.)
Böylece
sohbet edip, akşam oldu nihâyet.
Mevlânâ
hazretleri, evine etti avdet.
Bir haber
duyuldu ki o günün sabahında:
“Filân şeyh
vefât etmiş, bu gece dergâhında.”
Ve o gün, bir
emirle, "Çelebi Hüsâmeddîn",
O dergâha
müderris olarak oldu tâyin.
Bir "Allah
Adamı"nın temiz kalbi, her neyi,
İsterse, Hak
teâlâ yaratır o nesneyi.
Çünkü onlar,
Allahın çok nazlı kullarıdır.
Kalplerinden
geçeni, onlar için yaratır.
Böyle büyük
bir zâtın, kim girerse gönlüne,
Seâdetin
yolları serilir hep önüne.
|