|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
SANKİ BİZİMLE İDİN
O zamanlar
Konya’da, "Mevlânâ" hazretleri,
Câmide,
insanlara vâz ederdi ekserî.
"Hazreti
Mûsâ" ile "Hızır"’ın, meşhur olan,
Kıssasını,
bir derste anlatırdı ki, o an,
Cemâatten bir
şahıs, hem onu dinliyordu.
Hem de, kendi
kendine şöyle söyleniyordu:
(Sanki o gün,
orada, sen dahî bizimleydin.
Sanki o
yolculukta, üçüncümüz sen idin.)
O, kendi
kendisine söylerken böyle kelâm,
İşitti bu
sözleri yanındaki bir adam.
Çok garibine
gidip, düşündü ki hemence:
“Bu kimse,
olsa olsa Hızır’dır tahmînimce.”
Yanına
sokularak, dedi ki en nihâyet:
(Her hâlde
sen Hızır’sın, lütfen bana ihsân et.)
Buyurdu ki: (Mevlânâ
varken, benden istemen,
Su yanında,
teyemmüm almaya benzer aynen.)
O, "hazreti
Hızır"dan bunları duydu, fakat,
Bir anda göz
önünden kayboldu mübârek zât.
"Mevlânâ"
zamanında, yine bir âlim vardı.
Lâkin hep bu
"Velî"ye muhâlefet yapardı.
Gerçi tahsîl
görmüştü, ilmi de vardı biraz.
Yine de
"Mevlânâ"ya ederdi hep îtirâz.
Bir gün, ilim
meclisi toplandı bir odada.
Hazır
bulunuyordu her bir âlim orada.
O dahî geldi
o gün, o toplantı yerine.
Konuşmaya
başladı "Mevlânâ" aleyhine.
Dedi ki: (Bu
mecliste, her ne derse Mevlânâ,
Hep tersine
cevaplar vereceğim ben ona.)
"Sadreddîn
Konevî" de işitti bunu bizzât,
Ve hemen o
âlime etti öğüt, nasîhat.
Buyurdu ki: (Kardeşim,
sen böyle ne diyorsun?
Ona değil,
kendine kötülük ediyorsun.
Ona karşı
gelmekle, bir şey geçmez eline.
Yakışmaz bu
davranış hem de ilim ehline.)
Ona, bu
sözler ile ettiyse de nasîhat,
O, bu
düşüncesinde eyledi yine inât.
O sırada
"Mevlânâ" teşrîf etti odaya.
Herkes, merak
içinde yöneldi "Mevlânâ"ya.
O âlime
dönerek buyurdu ki o nâgâh:
(Lâ ilâhe
illallah Muhammed Resûlullah.
Ey kişi,
haydi konuş cesâretin var ise!
Söylediğim bu
sözün tersini söyle bize.)
Ne
söyliyeceğini şaşırıp kaldı adam.
Zîrâ "Küfür"
olurdu, onun aksi her kelâm.
Bu durum
karşısında, çok mahcûb oldu âlim.
Böyle
düşündüğüne oldu pişmân ve nâdim.
Ellerini
öperek, affını etti talep.
Sonra talebe
olup, hizmetinde oldu hep.
|